30 Aralık 2009 Çarşamba

Bakıcılı hayata başlarken püf noktaları

Geçen sene bu zamanlar bir dergiden bakıcılarla ilgili bir yazı yazmamı istemişlerdi. Üşenmeden güzel bir dosya yazısı hazırlamıştım. Bakıcı seçerken kendi yazıma da döndüm baktım durdum..
Öncelikle tanıdık vesilesi ile bulamadık. Ajans vesilesi ile bulduk. Ajans güvendiğim bir yerdi, gayet de iyi çalıştılar.
Esas gelelim, birinci ağızdan bakıcı seçme süreci tecrübelerine.

Önce yaş sınırı koydum, 25-40 olarak. Ne aklı bir karış havada genç olsun, ne de yorgun bir teyze olmasındı içimden geçen (Şimdiki yardımcı ablamız 40 yaşında tam).

Sonra yakın bir yerde otursun istedim. Gitme, gelme, geç kalma gibi sıkıntılar çok kasar beni, işimde de randevu saatleri çok önemli olduğu için bu kriteri de tutturduk (Site servisi ile 10 dakika).

Görüşmeye giderken yazımdan aşağıdaki bölümü yanıma almıştım:

Fiziksel özellikler
Bakım veren kişinin temizlik kurallarına uygun olması, hijyene özen göstermesi, giyimini çocukla kuracağı ilişkide rahat hareket etmesi kuralına göre ayarlaması ancak tüm bunların yanında da aşırı süs ve aksesuardan kaçınması gereklidir. Bebeğin yutmasına neden olacak küpeler, uzun ve dağınık saçlar, uzun tırnaklar, uzun etek veya hareketi zorlaştıran kıyafetler, bebeğe bakım veren her kişi için zorluk yaratabilecek noktalardır. İlk görüşme belki iş görüşmesi olarak düşünüldüğünde daha farklı bir izlenim bırakabilir. Ancak bebeğe bakım verme süreci başladığında önceliğin bebek olduğu unutulmamalıdır.

Kişisel özellikler
Bakım verecek kişinin sevgi dolu, ilgili, bebeğin ihtiyaçlarını doğru yorumlayabilen bir kişi olması oldukça önemlidir. Bunların yanında sabırlı olmak ise bebekle kurulacak ilişkide büyük yer tutar. Ağlayan, altını ıslatan, mama yememek için ısrar eden veya sebebi anlaşılmaz biçimde huysuzluk yapan bir bebekle ilişkiyi devam ettirebilmenin ve yetkin kalabilmenin en önemli anahtarı sabırlı olmaktır. Sabırlı, sevgi dolu, ilgi verebilen, bebeğin verdiği sinyalleri iyi değerlendirebilen bir bakıcı çok kapsamlı bir eğitime sahip olmasa da bebekle kurduğu kaliteli ilişki ile bebeği gelişimini destekleyecektir.

Temel özelliklerin yanı sıra;
* iyimser bir bakış açısına sahip olmak,
*soğukkanlı olmak,
*temel ilk yardım bilgisine sahip olmak,
*ses tonu ve beden dilini çocuğun gelişimine uygun kullanmak,
*yaptığı işi sevmek de bakıcının bebekle olan ilişkisinin kalitesini yükseltecek özelliklerdir.

Profesyonel özellikler ve geçmiş tecrübeler
Bakıcı adayınızı ararken ister var olan bakıcı ajansları ile çalışın, ister kendiniz bulmak için uğraşın ilk bakacağınız özelikle bakıcının geçmiş tecrübeleri diğer bir deyişle referanslarıdır. Daha önce kaç yaşındaki çocuklar ile ne kadar süre çalıştığı, işten ayrılma sebebi, ailenin size verdiği görüşler bakıcı hakkında en başta size bayağı bilgi verecektir. Bu nedenle güvenebileceğiniz bir referans size çok yol aldırabilir. Ancak unutmamak gerekir ki, bir aileye çok iyi gelen bir özellik, sizin aileniz veya bebeğinize uygun olmayabilir. Bir aile bebeklerini çok sık öpen bir bakıcının çok şefkatli olduğunu düşünüp bakıcıya olumlu puan verirken, bu sizi rahatsız edebilecek bir özellik olabilir.

Ablamız yukarıdaki kriterlerin büyük bir kısmını ilk görüşmede karşıladı. Can'a sevecen yaklaştı, ses tonu abartılı değildi, giyimine abartılı olmayan bir özen göstermişti. Gayet de güleryüzlüydü :) (En sevdiğim özelliği bu. Çünkü her saat Can'a gülerek yaklaşıyor). Önceden tecrübesi olmaması beni düşündürtmüştü ilk etapta, ama ilgili ve sabırlı olduktan sonra bu pek engele takılmadık..

Sonra da aşağıdaki maddelerime göz attım:

Özgeçmişinden yola çıkarak sorular sorun: “Kerem ve ailesi ile 2 yıl çalışmışsınız, nasıl bir tecrübeydi sizin için?” “Sizi en çok ne zorlamıştı?”
*İşinin hangi yönünden keyif aldığını/almadığını sorun.
*Eğer ile başlayan sorulara ağırlık verin: “Eğer kızımız size isim takarsa ne yaparsınız?, ne yapmayı uygun bulursunuz?” gibi
*Diğer aile ile iş birliklerinin neden sona erdiğini sorun.
*Sigara ve alkol kullanıp kullanmadığı hakkında bilgilenin.

Bu noktada yakın dostum ve meslektaşımın "Elini tuvalete soksa mesela, ne yaparsınız?" sorusuna bingo bir cevap geldi! "Dikkatini dağıtırdım, başka şeylere çekerdim ilgisini". Diğer adaylar, uzun uzun konuşmaktan, anneye şikayet etmeye, denesin varsınlara giden cevaplar vermişlerdi.

Özetle, ablamızla (tak tak) memnunuz alıştık :)
Ama sanırım kendi işini yapıyor olmanın rahatlığı bizde bu ara avantaj olarak yaşanıyor, kendi işim olduğu için hem ben hem Can şanslıyız sanırım:)

27 Aralık 2009 Pazar

Evimizin herşeyi & gece uyanmaları & gece emzirme durumları



Bugün güzel bir gün. Kuzenimizin 46. gün kutlamasına gittik :) Kocaamaann oldu :)
Evimizin her şeyi ise biraz mızık bir gününde olmasına rağmen sabah İkea'da pek eğlendi..

Şimdi son iki postu toparlayalım önce: Bir kere ankette de görüleceği gibi, gece hiç uyanmayan bebek oranı en düşük, 2-3 kez kalkan bebek oranı ise en yüksek. Analiz yeteneğim çok yüksek olmasa da hesaplarıma göre :), bebeklerin büyüüükk bir çoğunluğu gece uyanıyor.

Zaten esas mesele bu değil. Gece uyandıktan sonra ne olduğu. Emziyoruz sanırım sıklıkla. Eğer anne bununla baş edebiliyorsa çok da dert değil deniyor. Ama gece sık kalkmalar anneyi yoruyorsa o zaman en sık karşımıza çıkan yöntem, aşamalı ağlatma metodu. Giderek azalan dakikalarda ağlamayı hedefleyerek bir çok aile gece boyu uyumaya geçebilmiş.

Şimdi burada bizde son durum şudur:

1.Anne bu ara biraz yorgun, gece 45 dakikalık ağlamaya kalbi dayanacak durumda değil.
2.Anne bu ara biraz yorgun, emzirip uyutmak kolayına geliyor.
3.Anne bu ara biraz yorgun, teknik tutmazsa morali çok bozulabilir.

Bu nedenle erteliyorum efendim, "her bebek zamanı gelince kesintisiz uyur" isimli melodide gözlerimi kapatıyorum, keza anne hem yorgun hem uykusu var..

Not: "Bakıcı seçerken püf noktaları" diye bir yazı yazacağım günlerdir, bizim abla başlayalı ay olacak yazacağım inşallah...

22 Aralık 2009 Salı

Sormadan edemedim: Gece emziriyor musunuz?



Aslında nurturia'ya da soracağım ama önce bloğumuzda soralım dedim.
Yavrunuz uyandığında gece emziriyor musunuz?

Bu konu için iki yaklaşım var şimdiye kadar gördüğüm.
1.Bir yaş bitene kadar emzir, bir yaştan sonra kes.
2.Tabii ki emzirme, -ki seni ve memeyi uykuya dalmak için tekrar kullanmasın, dalmayı kendi kendine öğrensin.

İçgüdüm: Emzir...
Mantığım: Emzirme..
Duygularım: Emzir...
Bilgim: Emzirme..

??

Taşındık, yerleşiyoruz, döneceğim

Taşındık.
Yerleşmeye çalışıyoruz.
Bakıcı ablamız başladı.
Yorumlar maille gelmedi, şimdi fark ediyorum :(, cevaplayacağım en kısa zamanda.
Can gündüz uykularına çok zor geçiyor:(
Dişimiz göründü.
Gece emmelerini keselim dedi doktorumuz, nasıl?:(

En yakınlarımdan biri haftaya büyük bir operasyon geçiriyor. Zor, sıkıntılıyız.
Yukarıda yazdıklarım ne ki bunun yanında?

"Sağlık olsun" gerçekten...
Dua, dua, dua...

16 Aralık 2009 Çarşamba

Anne olmadan önce törpülenmesi gereken kişilik kalıpları / Annenin karnesi :)

1.Kontrolcü anne: Edilemiyor. Çocuk olunca ne onunla ne kendinizle, ne hayatla ilgili bazı şeyler kontrol edilemiyor. Alışmak ve bırakmak lazım. Aşırı kontrol etmeye çalıştıkça insan mutsuz oluyor, mutsuz ediyor. Bendeki durum için 10 üzerinden 6 diyelim.. (10=abartılı yapıyorum'a denk düşüyor)

2.Pimpirikli anne: Ay üşür mü, ay az kaka yaptı, sol mememden neden emmiyor, ay burnu tıkalı daaannn nerelere gider bu pimpirikler? Pimpir pimpir nereye kadar.. Ne kadar çok pimpirik, o kadar çok sorun. Biraz kendini doğrulayan kehanet oluyor sonradan. Kaç aldım? Bunda fena değilim, 4.5dan 5 diyelim.

3."En iyi ben bilirim"ci anne: En iyi ben bilirimci anneler yardım alamıyorlar pek. Bu da annenin bir süre sonra yorulmasına,daralmasına, bunalmasına neden oluyor. Bundan da 6 aldık..

4.Kendini suçlayan anne: Yetersizlik hep var annelikte. Birazı normal der hep bizim doktorumuz. Ama sürekli kendini suçlama hali beraberinde yetersizliği de getiriyor bir süre sonra. Kanaat kullanıyorum kendime; 5 veriyorum.

5.Delege edemeyen anne: Bu biraz 3. tip anneye benziyor, ama bu isteği olup da yapamayan grup. Anne, kayınvalide, koca, bakıcı varken yavruyla ilgili hiç bir şeyi delege edemeyen anneler. Sanki onlar olmadığında tüm dünya tersine döner gibi bir hissiyat. Nitekim bu biraz bebeğin huyuna da bağlı. Ben bu konuda sınıfın parlak öğrencilerindenim. 3 aldım.

Takdir ve teşekkür gerektiren durumlara ayrıca değineceğim :)

15 Aralık 2009 Salı

kolikolikolikoli



Anlamadım gitti, evin içinde kağıttan yataklar var bir sürü...
Ben de dedim ki beni de bindirin şunlara..




Önce korktum tabii biraz...








Ama güldürdüler beni yine, alem insanlar.. :)

10 Aralık 2009 Perşembe

Can büyüyene kadar...

Minibüsler kaldırılsın
Susam sokağı geri gelsin
Motorsikletler kaldırımdan gitmemeyi öğrensinler
"Kuzucuklar" diyen tonton biri televizyonda program yapsın
İstanbul'da daha çok park olsun
Çocuklar için gazete çıksın
Devlet okullarında okuyanlar özel okullarla aynı şartlara sahip olsun
Fast food restoranları azalsın
AVMlerin yerini parklar, bahçeler alsın....

9 Aralık 2009 Çarşamba

Annelikle ilgili mitler ve gerçekler

Bir sürü var hangisinden başlasak? Tabii benim tecrübe ettiklerimi yazacağım şimdi. Bu arada Can'ın yazısı benimkilerden daha çok beğenildi, bilemiyorum kaptırdık bloğu galiba :))

Mit 1: 4 ayı deviren bütün çocuklar gece boyunca uyurlar.
Külliyen mit! Blog aleminde olup da gece boyunca uyuyan bebekle ilgili bir tek post görmedim! Hatta şimdi bir anket yükledim (sol barda). Bakalım kaç tane yavru gece hiç kalkmadan uyuyor.. Basbayağı asparagas.. Şikayetçi değilim ama doğru bilgilendirin kardeşim, boşuna bekliyor insan.

Mit 2: Anneler asla yorulmazlar.
Basbayağı da yorulurlar. Hem fiziksel hem zihinsel olarak. Süper anne sendromu tuzağına düşülen zamanlarda "Çocuk da yaptım kariyer de" mottosu bile engellemez yorgunluğu.

Mit 3: Doğumdan önceki hayat hiç özlenmez.
Aslında bu biraz karışık bir madde. Doğumdan önceki hayatı özlüyor insan ama yavrusuyla beraber o hayata dahil olmak istiyor. Hem ben bakayım, hem kitap okuyayım, hem emzireyim, hem tüm gece uyuyayım gibi bir durum oluyor.

Mit 4: İçgüdüleriniz herşeyi söyler.
Benimkiler bazen susuyor. "Okudun o kadar, çöz/anla/analiz et bakalım" diye köşede siniyorlar. İçgüdülerin de yetersiz kaldığı anlar olabiliyor.

Mit 5: Hamilelikte alınan kilolar emzirirken hemen verilir.
Yanii... Veriliyor elbet de öyle şıp diye değil. Hastaneye 63 gidip 59 gelince eve bayağı bir şaşırmıştım.. Hani su,mu gidecekti o kilolar diye..

Mit 6: Bebekler emziği cok diye hemen alırlar.
Yoook öyle olmuyor. Cidden 1 haftalık eğitim gerekiyor emziği vermek için. İlk defa alınca öğürebiliyorlar, ama sonra alışabiliyorlar.

Mit 7: Kitapla çocuk yetişir/Kitapla çocuk yetişmez.
Double mit bu :)İkisi de tam doğru değil. Kitap okuyunca başına ne geleceğini bilmek iyi geliyor insana. Ama çok okuyunca da zıvanadan çıkılıyor, "kitap" gibi bebek bekliyoruz.

Mit 8: Asla.....yapmayacağım.
Annelikte asla "asla" dememek lazım. Uyuması, yemesi, vs için insan olmadık hallere girebiliyor.

Mit 9: Çocuğumu başka çocuklarla hiç kıyaslamayacağım.
Kıyaslıyoruz. Kaçarı yok. Baştan kabul etmek lazım. Önemli olan farkında olmak, abartmamak.

Mit 10: Anneler hiç hata yapmaz
Her insan hata yapar. Ben de yapıyorum. Her anne yapar. Dert değil. Ne güzel ki, Can annesinin de hata yapabileceğini öğrenecek, mükemmeliyetçi olmayacak..

7 Aralık 2009 Pazartesi

Can ile sohbet saati :)




Efendim bugünkü konuğumuz "Can'ın Güncesi" bloğunun sahibi Can. Kendisi ile hoş bir sohbete başlarken, fotoğrafta kendisi ile sohbet yapıldığı stüdyodan bir fotoğrafı paylaşıyoruz:)) (Fotoğraf aslında dedemizden, fonda da Zeki Müren çalıyor:)) )

Sevgili Can, bize biraz kendinden bahseder misin?
Annem size anlatıyor ama öncelikle bu fırsatı verdiğiniz için teşekkürler. 2009 modelim, 3370 kg 49 cm olarak annemlere geldim. 6 ayı devirdim, bu ara mamalara başladım çok mutluyum. Annemle babam beni çok istediler, ben de kırmayıp geldim, onların çocuğu olmayı seçtim. Şimdiye kadar da seçimimden memnun kaldım :)) (Diye umuyoruzzz)

Peki bu aralar günün nasıl geçiyor?
Valla anneme kalsa gündüzleri ne kadar az uyuduğumu söyler hemen ama bana göre gayet iyiyim. Sabah 07:30 gibi kalkarım, yatakta dönencemle oynarım. Sonra tabii bak bak bir yere kadar. Annemle babamı çağırırım. Henüz kendim gidemiyorum maalesef.. Gelir beni alırlar. Bu ara uyanamadıkları için biraz da onların yatağında takılıyoruz. Sonra annemden sütümü alırım, karşılığında kakaları veririm.. Sonra oyuuunnn. Annem boyuna renli renkli bir şeyler alıp getiriyor ama bence abartıyor, gerek yok. Kapak, çatal, kumanda, gazete kağıdı daha eğlenceli.. Ama onları da ağzıma götürüyorum diye elimden alıyorlar hemen. Ama şimdi bir şey öğrendim. Alt dudak aşağı doğru bükülebiliyormuş. Büküyorum ben de yüzleri bir garip olup, hemen veriyorlar oyuncağı :)

Akşama kadar iki kere daha uyuyorum. Amaaa yaniii bana kalsa otururum da dinlensin garibanlar.. Akşam da muhallebimi yiyip yatıyorum.

Annenin ve babanın en çok nesini seviyorsun?
Annemin kokusunu. Bir de komik insanlar, güldürüyorlar beni hep. Dün saklambaç diye bir şey uydurdular. Ben şaşırmış gibi yapıyorum. Halbuki, annem görünüyor koltuğun arkasından. Aman bir eğleniyorlar sormayın, ben de tabii:) Bir de çok sarılıyorlar bana ben de onlara. Hep iyi anlaşıyorlar, sakinler hep, kızmıyorlar bana..

Annende değişmesini istediğin birşey var mı?
Aslında iyi böyle :)Ama bazen çok takıyor komik komik şeylere. Uyurken elini tutmak istiyorum. "Aman prop olurum" diye bazen kararsız kalıyor, anlamıyorum neden. Ya da o gün öğlen uykusuna yarım saat geç yatayım diyorum, hemen panik oluyor, düzen değişti diye.. Rahat olsa halbuki, bu kadar takılmasa şu düzen işine.. Bir de bazen "İyi bir anne miyim?" diye sorular soruyor kendine. Diyemiyorum ki iyisin annecim, ben seni çok seviyorum. Gülücük atıyorum bol bol anlasın diye. Sarılmayı öğrendim bir de. Bir de çenesini emiyorum, çünkü daha öpmeyi öğrenemedim. Takmış şimdi ek gıda meselesine.. Ben ne verse yiyorum halbuki:)

Peki ya baban?
O süper bir baba. Rahat valla, annem gibi değil. Emzik yere düşüyor veriyor mesela hemen. Ya da meyve yemediysem o gün boşver diyebiliyor. Biraz geleceğime takılı kafası onun da. Beni nasıl koruyacağını çok düşünüyor. Ama gelecek olunca göreceğiz diyemiyorum ona da.

Son olarak iletmek istediğin bir mesaj var mı?:))
Ben mutlu bir bebeğim, sağlıklıyım, keyfim yerinde. Büyük resmi kaçırmasınlar diyorum. Bir de geçen gün muzlu muhallebi yaptı annem ondan versinler tekrar. Demir ilacı vermesinler, tadı iğrenç!
Bir de (mim demeyelim belki zaman bulamazlar ama) Ela, Arca, Dorit, Cevdet, Eren ve Deren'i de bu programa çağırsanız ne güzel olur :))

4 Aralık 2009 Cuma

6. ay halleri



Efendim 6.ay halleri ek besinlere geçme ve desteksiz oturma şölenleri eşliğinde geçiyor. Yalnız ek olarak, uykuya geçmekte direnme, anne odadan çıkınca ağlamaklı bir inleme çıkarma, annenin 1.5 saat uğraşmasına rağmen vızlayıp baba gelince 5 dakikada dalma, kakalarımızı biriktirip 3 günlük koleksiyonlar şeklinde sunma da var.






Sesleri arttı, neredeyse konuşuyor gibi -de biz anlamıyoruz pek.. Emekleme yanlısı değiliz, biz almayalım, alana da mani olmayalım durumundayız. Göbek üstü yatışlarımız 5 dakikayı geçmiyor. Ama BabaCan kucağında zıplamayı öğrettiğinden beri dikilip ayaklarının üzerinde zıplama durumuna geçiyor. Aaa unuttum söylemeyi. Bir de ellerimizi tutup alkış yaptırıyor :)

3 Aralık 2009 Perşembe

Özgür Anne'nin Mimi: Çocukluğumuz

Özgür Anne’nin mimini okuyunca çok heyecanlandım, çünkü sorular harika.. Şimdi Can uyudu, mim başına oturdum. Seren de mimlemiş, baktı ki benden ses seda yok:)

1.Sizi mimleyen kişiye link veriyorsunuz mutlaka, ki, akışı bozmayalım.
Özgür Anne
Eren Seren ve Diğerleri

(Seren, link verme işini ben de yeni çözdüm, bir ara anlatayım sana da)

2.Çocukluğunuzda anne ve babanızla (ya da aile büyükleriyle) yapmış olduğunuz ve sizi siz yapan şeylere katkısı olan bir olay, bir aktivite, bir eylem… Ve hangi yönünüze katkıda bulunduğu (Tekrarlanabilir olması tercih sebebi..)

Sevgili babam İstanbul’u çok sever. Her fırsatta bizi gezdirirdi küçükken. Hatta İstanbul’da ilk sanat bienali olduğunda, beni elimden tutup götürmüştü –ki sanırım üniversitedeydim.. Hadi bakalım demişti, gidip görelim beraber. Vatan Cadde’sinde bayramlar, vapurla geziler, Eminönü, Kapalı Çarşı, Beyazıt hep gezerdik. Bana anlatırdı camileri kim yapmış, bu tarihi eserin adı ne diye. İşin komiği, bizim ailede hala anlatılır, ufak quizler yapardı sonra. Söyle bakalım bu camiyi kim yaptırmıştı? Say bakalım adaları sırayla..

Hala O’nun kadar iyi bilmiyorum İstanbul’u. Ama adaları sayabiliyorum; Kınalı, Burgaz, Heybeli, Büyük Ada.. :) Bana katkısı? Kültür, farkındalık, çevreye ilgi, baba-kız arası muhteşem zaman daha ne olsun?

Canım annem ise çocukken her şeyle oynamama izin verirdi. Yasaklı, ellenmeyecek, kırılacak bir şey yoktu bizim evde. Yazlıkta kiremit tozlarından pasta yapacağım diye tutturunca kendi mutfak eşyalarını bile verirdi- ki kendi hatırlamaz bile.. Ne mi kattı? Özgürlük, özgünlük, anneme duyduğum sonsuz güveni..

3.Çocukken oynamayı en çok sevdiğiniz oyun ve oyun aparatı.

Şebnem bebekler,lastik, top, küplerden yap boz.. Lastikte nasıl beceriksizdim nasıl.. Bileklerle dizleri yapardım. “Kalçalar” diye bir level vardı, hayatta yapamazdım! Kızlar zımbıdı zımbıdı atlarken ben beklerdim.. Bir de deterjanlı su yapıp tahta mandalların deliklerinden üflerdik, ne güzelmiş…

4.Sokakta oynar mıydınız?

Oynardım seve seve. Hem Bakırköy hem de Bostancı’da otururken. En çok da yakar top oynardık. Gerçi ben hiç bir zaman motor beceri gerektiren oyunlarda iyi olmadım ama niyetim iyiydi:) Yazlığımız olunca, sabahtan akşama kadar sokaktaydık. Çadır kurma, sazlardan uyduruk ev yapma, çekirge yakalayıp konserve kutusuna koymaca, bisiklet, karınca yuvalarına ekmek kırıntısı bırakma, yola hediye paketi süsü verilmiş kutular bırakıp gizlice izleme gibi gayet yaratıcı etkinlikler uyduruyorduk:)

5.Çocukluğunuz ve ilk gençliğinizle ilgili keşke farklı olsaydı dediğiniz bir durum/olay.

İlkokul öğretmenimin beni daha çok sevmesini isterdim. Seçtiği birkaç öğrenci var gibi gelirdi hep. Başladığım org,gitar, perküsyon derslerine devam etseydim keşke. Çok zayıftım, kendimi hiç beğenmezdim, ne gereksizmiş..

6.Çocukluk ve ilk gençlikle ilgili iyi ki böyle olmuş dediğiniz bir olay..

İyi ki kendi ailemin çocuğuymuşum.. İyi ki kendimle barışık bir çocukmuşum. Olay aklıma gelmedi, gelenleri aşağıdaki soruya yazdım..

7.Varsa çocukluk dönemine dair bugünü etkileyen bir olay, anı.

Ablamla bir gün para kazanmaya karar vermiştik. Küçük kartlara numaralar yazmıştık. Evdeki bilumum nesnelerden niyet hazırlamıştık. Ablam Bakırköy’deki evimizin 6. katından beni izleyip, “İnşallah kardeşim bir-iki tane satar da mutlu olur” diye dua ederken, ben “İnşallah hepsini satarım da ablamla paramız olur” diyordum :)Hırslı mıymışım neyim.. Neyse,hepsini satmıştım iki saatte. Sonra hoop eve gelip, yenilerini hazırlamıştık. Onları da bitirince, rakipler türemişti, e bizim pazar da bölündü tabii.. Süper bir anıdır, Can’ın yapmasını da çok isterim.. Satışçı veya pazarlamacı değilim ama azimliyim çalışkanım, peşini bırakmam başladığım işin…

Bir de yazlıktayken duvar gazetesi çıkarmıştım tek başıma. Pano gibi yapıp gidip elektirik direğine asmıştım. Yağmur yağmıştı, çocuklar yırtmıştı ama olsun “mahallenin gazetecisi” ilan etmiştim kendimi. Yaratıcı ve uydurukçuyumdur, biliyorum bir gün kitap da yazacağım.

Geç yazdığım için mimlenmeyen kimse kalmadı ama Dağlar Kızı yazsa ne güzel olur..

28 Kasım 2009 Cumartesi

Annelik; sürekli bir birleşme & ayrışma hali aslında..

Dün www.babycenter.com'da Can'la aynı ayda doğan bebeklerin annelerinin yazışmalarına bakıyordum. Bu ara ek gıdalara geçmekle beraber, emzirmenin pabucunun dama atılma ihtimali ve yakın gelecekte bunu yaşayacak olmanın zorlukları üzerine bir kaç yorum vardı.

Terübeli annelerin yazdıklarını okuyunca içim bir hoş oldu. Hemen hemen hepsi, emzirme döneminin kapanmasını büyük bir yasla yazmışlar. Daha da önemlisi hepsinin söylemlerinde "O emzirmenin son emzirme olduğunu bilmiyordum" var.. Nasıl dokundu, nasıl dokundu..

Gittim emzirdim ben de:))

Sonra da bu yazının başlığı geldi aklıma..

Önce hamilelik var, ben "gebelik" demeyi daha çok sevdim hep. "Hamilelik" bir dönem adı gibi, "gebelik" ise esas mucizeyi anlatıyor sanki..

Hamileyken en bağlı -kordonla hem de- dönemi yaşıyoruz. Oh yavru hep içimizde, gece gündüz hep beraber, nereye gidersek yanımızda..

Sonra doğum geliyor, ilk ayrışma oluyor. Ayrılma mı desek?
Seçtiğimiz, istediğimiz, mecbur kaldığımız, kolay veya zor bir şekilde ayrılıyoruz ondan, kordonu kesiveriyorlar. Ama sonra hemen kucağa veriyorlar, işte yine birleştik..

Sonra emzirme başlıyor. Önceleri 2-3 saatte bir, sonra ise daha az da olsa sıklığı, gün içinde bir kaç kez daha "birleşiyoruz". Ne güzel:)

Sonra yavru hareketleniyor, kucaktan yere inmeye başlıyor, mobil oldukça uzaklaşıyor bizden, açıyor mesafeleri.. Olsun ama ellerimi ne zaman uzatsam "Al beni" diye doğrultuyor vücudunu; birleştik yine...

Daha bunun emzirme bitişi var, yürümesi var, yuvası var....

Annelik muhteşem bir bağlanma/ayrışma antrenmanı.. Ne kadar yaparsam yapayım, her antrenmanda benim kaslar aynı hamlıkta olacak sanırım..

26 Kasım 2009 Perşembe

Mıımmmmmm :)



Bu ek gıda işini çok sevdik biz :) Patates, pirinç havuç üçlemesine devam. Aralarda elma armut rendesi, akşam da milupanın tahıllı muhallebisi ile hayatımız devam ediyor :) İstemeyince kaşığı itiyoruz, veya başka şeylerle ilgileniyoruz, öyle olunca da asla ısrar etmiyoruz... İsteyince annesinin bileğini tutup ağzını açıp bekliyorr :))

Dün de gittik aşımızı olduk. www.kitubi.com'da da okuduklarımızdan sonra aşı yaptırmanın doğru bir karar olacağına tekrar inandık. Semptom, yan etki yok.. İyiyiz, maşallah :)

Hoş sağlık ocağının yeri ve düzeni felaketti ama olsun.. Önlemek tedaviden her zaman daha iyidir...

22 Kasım 2009 Pazar

Ek gıdaya geçiş: Mimlerden derleme :)

Sevgili Özgür Anne, Kiraz Sevdası, K.İ.S.D, Yeliz ve Sinem'e çok teşekkür ediyoruz. Üşenmediler, bizimle tecrübelerini paylaştılar. Buradan link vermeyi denedim ama beceremedim, en alta bloglarını yazdım..

Tüm yazılanları hem kendim için hem de henüz ek gıdaya geçmemiş anneler için toparlamak istiyorum.

1.İlk hafta genellikle sebze çorbası/püresi ile başlanıyor. Kimi doktorlar anne sütü ile yulafı veya pirinci tercih ediyorlar. Sebzeleri, -ki öncelikle havuç ve patates eşlenebiliyor- 3 çay kaşığı pirinçle 4 bardak suda haşlıyoruz. 40 dakika sonra alıp, süzgeç yardımı ile posa haline getiriyoruz. Doktorumuz önce suyunu verin dedi ama Can çok hevesli olduğu için ben direkt püre yapıp verdim. Yedik, reddetmedik:) Hatta sevdik sanırım :) Sonra sonra zeytinyağı da ekleyeceğim bir tatlı kaşığı.. Belki sonra Can'a uygun bir tarhana çorbası tarifine geçebiliriz.

2.İlk bir hafta çok deneysel olmamakta fayda var sanırım. Havucun yanına 2-3 günde bir değişik bir sebze ekleyerek farklı kombinasyonlar yapabiliyoruz. Sebzeleri ilk günlerde tek tek de verebiliriz. İkili gruplarda tatları daha rahat ayırabileceğinden acele etmemek lazım. Ben 2-3 gün havuç patates pirinç gideceğim. Sonra kabak, brokoli eklemeyi düşünüyorum. Balkabağı da bir seçenek :)

3.Pirinç sevmeyen minnoşlar için irmik de kullanılabilir. Patlıcan, biber, roka vs olmaz, aman dikkat..

4.Meyveleri mevsiminde bol bol vermek güzel bence. Ben elma ve armutla başladım. Muzu erteliyorum. Tadı bayağı baskın, önce sebzeleri güzelce deneyelim, muz sonra.. Bugün armutu cam rendeden geçirdim. Yedik, sevdik :) Akşam üstü de Amasya elması alıp filesine koyup verdim. Süper bir manzaraydı :)) File süper bir buluş bence..

5.Devam sütü ve kavanoz maması konusunda dengede olmak en iyisi. "Asla vermem" değil, öncelik onlarda olmamalı. Çünkü 6-7-8. aylarda aslında temel gıda hala anne sütü. Ama benim gibi işe dönen anneler için gerekebiliyor. Evde bulunsun, arada denensin, zaman ilerledikçe meyvelerle karışsın olabilir..

6.Tahıllılardan çok umutluydum. Bu akşam bir kaç kaşık verdik ama içimden bir ses bunun gece uyanmalarını çok durdurmayacağını söylüyor.. Göreceğiz. Tahıllılardan muhallebi yapın diyor tarifinde. Ben biberonla vermeyi denedim ama deliği tıkandı:) Anlamadım nasıl olacak...? Bence gece emmelerinden bebekler vazgeçmek niyetinde değiller, sütümüz olduğu müddetçe..

7.Yoğurt konusunda babymixler kolay ve güvenli. Henüz yoğurt mayalamayı denemedik. Belki bir gün anneanne ile deneriz. Ama şart değil gibi sanki..

8.Günlük rutinde 4 tane beslenme zamanı var şimdi. 09:30, 12:30, 16:00, 18:00 gibi.. Arada atlanabilir belki duruma ve uykulara göre.. Anne sütüne devam.. Seve seve :))

9.Bir de muhallebiler var verilebilecek yatmadan önce.. Onu da ilk haftanın sonunda deneyeceğiz :) Hadi bakalım ağzımızın tadı hep güzel olsun..

Katkıda bulunanlar: :)
http://ozguranne.blogspot.com/
http://gununcorbasi.blogspot.com/
http://kirazsevdasi.wordpress.com
http://kendiizinisurendeli.wordpress.com
http://derenerdogan.blogspot.com/

Bir de tabii Su ve Kanat'a da çok çok teşekkürler:))

20 Kasım 2009 Cuma

6. ay, katı gıdalar, Dallas Kapısındannn girdiiim içeeriii...

Böyle bir tekerleme vardı biz çocukken: "Dallaaass kapısııındaann girdiim içeeriiii". Ben şimdi bugünkü doktor kontrolümüzden sonra böyle hissediyorum. Nitekim geldiğimden beri yemek tarifleri bakıyorum, blog denizlerinde kayboluyorum. Dallas durumu da şundan ibaret: patates havuçla, elma armutla, aptamil meyveyle, yoğurt bisküvi ile? Kim kimle, ne neyle? Çok karıştım çook :(

Muhtemelen prensip bu ay için çok basit; alerji olmayacak meyve sebzelerden azar azar verip denemesini sağlayacağız. Maksat doyurmak değil..

Şimdi bir kaç sorum var kafamda. Sevgili Özgür Anne, Kiraz, Yeliz, Kitubi, K.i.s.d, Hülya ve Tuna, Seren olmak üzere, tüm anneleri kendimce özel olarak mimliyorum:)

1.Kavanoz mamaları ve Aptamil serisi hakkında düşünceleriniz neler?
2.Bu sebze çorbasının içeriğini ne zaman genişlettiniz? Yeşillkler ne zaman eklendi? Bizimki patates, havuç ve pirinçten ibaret..
3.Yoğurdu siz mi yaptınız, aldıysanız ne aldınız?
4.Gece tahıllı vereyim diyorum ama ya Can emmeyi terk ederse?
5.Ara öğün meyve dışında ne verebilirim? Kaşık mamalarından mesela?

Şimdilik bu kadar:)

Bu arada kilomuz ve boyumuz gayet iyi, 15 sn kadar desteksiz oturuyoruz. Karın üstü durumlar yine tercihimiz değil.. Aşımızı olduk, evet domuz gribi için aşı olabiliriz. Anne sütü esas besin olarak devam edecek.. Bu ara anneye düşkün olabilir, normal...

Çok büyüdük, yakında gelecek resimler :)

18 Kasım 2009 Çarşamba

Şöyle bir link buldum: Oyuncak kiralama

Daha doğrusu meslektaşım gönderdi bana da.
Fikir ilginç, uygulamaya kafam tam yatmadı nedense, inceleyelim bakalım, buyrun:

http://www.aloynaver.com

17 Kasım 2009 Salı

İçgüdülerini duyamayan anne..

Araçların bazen nasıl amaca dönüştüğünü hayretle izlerim çoğu zaman.. Bu aralar kendimi de bu örneklerin içinde buluyorum.

"Ne güzel Can eskiden kendisi uyuyordu" diye takıldım ne zamandır. Ne anlıyorsam kendi kendine uyumasından.. Herhalde düşünüyorum ki koy yatağa, ver öpücüğü, dön arkanı şıp diye uyusun! BabaCan demin dedi ki, "Biz de uyumadan önce kendimizi rahatlatacak birşeyler yapmıyor muyuz? Sarılmıyor muyuz birbirimize, ne farkı var?". Bazen işte tüm o kitapları, web sitelerini, anne forumlarını izlerken içgüdülerimi duyamıyorum..

Hangisi daha önemli? Ağlayarak ama kendi kendine uykuya geçen bir bebek mi, yoksa gerçekten rahatlatıldıktan sonra uykuya geçmeye hazır olan ve mışıl mışıl uyuyan bir bebek mi?

Şimdi katı gıdalar kapımızda ya bu da başka bir konu. Her anne her doktor başka bir şey diyor. Püre mi, yoğurt mu, cam rende mi rondo mu derken, araçlar yine amaca dönüşüveriyor.

Nihayetinde öğlen uyku sayısı,gece kalkma sayısı, katı gıda çeşidi.. Hepsi birer araç, nirengi noktası. Ama gidilecek esas yer değil..

13 Kasım 2009 Cuma

Anne olup da kıyaslamamak mümkün müdür?

Önce hamilelikte başlıyor. Hatta belki hamile kalmadan öncesinde bile..

"Benim karnım neden daha küçük?", "Ayy ben neden daha çok kilo aldım?", "Ay onun doktoru folik asit vermiş, bizimki neden sadece vitamin verdi?", "E benden niye üçlü test istemediler?" türünden karşılaştırmalar bitmiyor, bitemiyor..

Sonlara doğru bilumum doğum hikayeleri başlıyor bu sefer... Normal isteyip sezaryene dönenler, aniden sezaryen olanlar, epidural bile almam deyip, genel anestezi ile yavrusuna kavuşanlar.. "Aman aman karşılaştırmayalım" dedikçe daha da üstümüze gelen bitmek bilmeyen öyküler..

Sonra ise hızlandırılmış tur başlıyor! "Kaç kilo doğdu, emiyor mu, sarılık oldu mu?" ile başlayan turumuz, hızla devam ediyor. "Aayy bizimki muhteşem, benim memeler sebil, uykularımız 12 saat" diye gezinen anneler var. Gıcık oluyorum. Bizimki öyle olmadığından değil, o anneler samimi gelmediğinden. Çünkü yani kitaptaki gibi olmayınca "Ya bütün bebekler 20:00- 08:00 uyuyor bir biz ayaktayız herhalde" ya da "Benden neden 90 cc süt çıkıyor?" türünden anlamsız düşüncelere gark oluyor insan. Ne anlamsız..

Galiba yavrular büyüdükçe daha da artacak bu. Yuvaya giderken, okula başlayınca böyle anneleri daha çok göreceğim etrafımda..

Can'la arası sadece bir gün olan bir bebeği olan uzaktan bir tanıdığımızla karşılaştım dün. Can'ı sevdi, vs.. Sonra dedi ki; "Aayy bizim dişimiz çıktı!" ben de "Aa dedim ne tatlı olmuştur, çok tebrikler, sağlıkla inşallah diğerlerine, bizde yok henüz", hemen cevap geldi: "Evet baktım, sizde yok henüz" !??!???

Yani tamam insan kıyaslama yapmamaya yeminler edip hala yapıyor bazen ama, bu kadar da olmaz ki..

Kimi kimle karşılaştırabilirsin? Herkesin yavrusundan bir tane var..

10 Kasım 2009 Salı

6 aylık olmamıza 10 gün kala...

Şimdi bu altıncı ay nedense bizim evde heyecanla bekleniyor:) Ben 18'imi böyle beklemiştim. Pek bir şey değişmemişti, ne değişecekse? :) Sanırım katı gıdalar geleceği için heyecanlı ve meraklıyız..

Bu ara emme süremiz feci kısaldı.. Kafamızı her sese,herkese döndürüyoruz. Sürekli bir "meme aa ses duydum ,meme aaaa biri geldi, meme aaa biri beni mi çağırdı" durumundayız :)). Böyle olunca da 1 saat içinde tekrar acıkıyoruz.. Ama memelerde süt birikmediği için biraz hayal kırıklığı oluyor Can için.. Dolayısı ile de süt üretme durumları için çay, su, tahin desteğine başladım yine..

Yüzümüz her daim gülücükler içinde..Sabahları ve baba gelince yüzümüzde güller açıyor. Oyuuun oyuuunnn oyuuunnn moduna devam. Boyumuz uzadı, tutma bırakma halleri müthiş. Bir de çığlık denemeleri muhteşem..

Ne çabuk büyüyorlar.. Doğum yaptığım sabah dün gibi.. Her anının tadını çıkarmak lazım..

9 Kasım 2009 Pazartesi

Ev yapımı balonlar..

www.babycenter.com bu hafta yazmış. Bebeklerin bu dönemde en sevdikleri şey baloncukları yakalamakmış. Dedemiz de kimyevi içerikli balonlar yerine ev yapımı balonlar için bir tarif yollamış bize :) En yakın zamanda deneyip yapacağız.

Buyrun tarif:


Sabun parçalarını 4 yemek kaşığı Rendele.

4 bardak ılık suda erit

Birkaçgün beklet.

İçine 1 yemek kaşığı toz şeker ilave et.iyice karıştır.

BALOOOOOOON lar hazır.

Bilgiç Dede

8 Kasım 2009 Pazar

Mahalleden siteye... Bir değişim, bir koza..

Amerikalı misafirimiz geldi gitti. Biz de eski hayatımıza geri döndük. O varken çok yorulmuşuz.. Sürekli İngilizce konuşmak da yormuş beni. İnsan farkında olmuyor konuşurken, sonra da herşey ingilizce geliyor insanın aklına enteresan...

Sonunda taşınma telaşesi de başlıyor. Şimdi oturduğumuz ev bir gün içinde kiraya verilince biz de işleri çabuklaştırmak zorunda kaldık. Halbuki, ortada bir şey yok daha. Ev için tadilat yapılacak biraz. Yeni eşyalar bakacağız, seçeceğiz, yine bir kolileme harekatı başlayacak.

Annenin kafası ise yılların mahalle insanı olarak site insanlığına geçiş sürecinde karıştı biraz. Mahalledeki manavımız, marketimiz, kitapçımız, Hayal Kahve'miz, parkımız, sahilimizi ardımızda bırakıp site hayatına geçmek biraz korkutuyor beni.

Ama evimizin balkonu olacak ilk defa :) Çay içip, manzara seyredebileceğiz :)Sonra balkonda yiyebileceğiz yemeğimizi. Üstelik yeni evimiz bol bol güneş alıyor. Çimleri var sonra, biraz da dağ havamız var:)

Neyse, her geçiş süreci biraz zor oluyor tabii.. Adı üstünde "geçiş".. Ardında bıraktığın, alıştığın, süre gelenle vedalaşıp, yeni geleni selamlamak dünyanın hep var olan düzeni hem de her olduğunda ilk defa olmuş gibi hissettiren. Zaman zaman hamileliğimi özlemem gibi :)

Bugün ise çok sevdiğimiz dostlarımızla Belgrad ormanına gittik. Fotoğraf gelecek.. Ben herhalde en son ilkokulda gitmişimdir. Biraz kalabalıktı ama olsun, 6 km yürüdük hep birlikte.. Ağaçlara baktı Can, dallar kıpırdayınca çok sevindi. Ama biraz kucakcıydı bugün. Durmadı arabada, biz de kanguru almadığımız için, bizim yürüyüş 9kilo taşımalı yürüyüş oldu:)

Bu hafta kuzenimiz Derin gelecek dünyamıza:)Çok heyecanlıyız,bekliyoruz..

4 Kasım 2009 Çarşamba

İyi anne Kötü anne

Kötü anne var mı ki? Yoktur herhalde. Yani taciz eden, şiddet uygulayan, aç bırakan, terk eden anneler kötü müdür? Bir nebze.. Onları da kendi durumları içinde değerledirmek lazım..

Ama esas anlatmak istediğim, "Ben iyi bir anne miyim?" halleri her annenin başına gelir.. Kimine daha sık, kimine daha az..

İyi anne ben miyim? Ya da ben iyi bir anne miyim?
Can'ın mızıltılı geçen son bir haftasında yoğun olmasa da düşündüm ara ara bunları. Malum her yeni durum anne için adapte olacağı yeni şartlar getiriyor.

Uyku saati değişiyor, hoop değiş tonton. Emme süresi kısalıyor,değiş tonton.. Kıyafetler büyüyor, bodyler küçülüyor, değiştir tonton..

Tüm bu değişimlerin içinde ise annelikle en uyuşmayan kelime "acele" cilik sanırım.

Öncelikle anne olmak için acele etmemek lazım. Hayatın kendisini sindirmeden, kendi kaygı, çatışma, hırslarını regule edemeden, gece çıkmalara, uzun uykulara doymadan çocuk sahibi olmaya acele etmemeli. Acele kelimesinin uğramaması gereken ilk durak burası..

Hani bir yere gideceksinizdir beklersiniz uyansın diye, uyanmaz!! Ya da uyusun diye beklersiniz çıkmak için bu sefer de uyumaz! Ben artık acele ettiğimde bir hormon veya koku salgıladığımı düşünmeye başladım! Ne zaman acelem olsa Can ya uyumuyor, ya emmiyor, ya uyanmıyor vb.. İkinci durak da burası..

Acele kelimesinin annelikle buluşmayacağı/buluşmaması gereken üçüncü durak ise çocuğumuzun kendi gelişimi. Emeklemedi, dişi çıkmadı, ee hala yürümüyor, döndü dönmedi, niye konuşmuyor diye acele ederken kim bilir ne çok şey kaçırıyoruz.

Bazen ilerdeki dağlara nasıl ulaşacağımızı düşünürken ayağımızın dibindeki taşları görmeyip takılıyoruz..

Mızık & Mıkır & Vızıl

Daha iyiyiz. Sevgili blog anneleri de katıldılar ki, bu dönem böyle bir dönem. Kesinlikle büyümekle ilgili bu dönemdeki sıkıntılar. Bacaklar uzuyor olabilir, iç organlar genişliyordur belki.. Ya da daha ruhsal değişimler oluyor olabilir.

Şöyle ki, bu dönemin hemen ardından
-daha dik oturmaya başladık,
-ayaklarının üzerine daha çok ağırlık veriyor,
-tizz tizz çığlıklar atıyor,
-feci oyuncu olduk :)
-çok uykumuz gelene kadar asla uyumuyoruz..

İyiyiz nitekim.. Bu arada tadını denesin diye vermeyi planladığımız brokolipatates kaşık mamasını götürdük.. Tatsız tuzsuz birşey :) Götürdük derken 3 kaşık verdim sadece. Ben hala biraz endişeliyim bu konuda ama, BabaCan o kadar hevesli ki beslemeye dayanamıyor:)

Aklımda birkaç yazı var, yakında yazacağım.

1 Kasım 2009 Pazar

MızmızMızmızMızmız

Bilemiyoruz.Eleme yoluyla gidiyoruz BabaCan'la.
Aç? Değil..
Yorgun? Yooo...
Kabız/ishal? Değil ama bu ara sabah yerine akşama sarkıyor ilk hardallar..
Yenilik/değişiklik? Yok aslında, biraz meyve denemeye başladık..

Mızmızız 4 gündür..Kucaktayken bile vızıldıyoruz.. Ağrı gibi değil, daha çok "Bir şeyler oluyor bana bu olanların ne olduğunu bilmiyorum" gibi ya da "Ben de rahatsızım, elimden sadece vızlamak geliyor" gibi.

Tam 5 ay 11 günlüğüz. Şu anda en kuvvetli ihtimal diş.. Ama beyazlık yok, elime de gelmiyor inciler?

Tecrübeli annelerden fikir bekliyoruz. 5.5 ay halleri diye bir durum var mıdır? Diş midir? Büyüyoruz diye mi? Ayrılık kaygısı mı başlıyor?

Bilsek de rahtalatsak kuzuyu...

28 Ekim 2009 Çarşamba

Hoooppp bunları da emebiliyorum artık:))

Leziz parmaklar :))



Aaaa burada da parmaklar varmış, hiç fark etmemişim bunca zamandır!!

27 Ekim 2009 Salı

Dahili ve harici zeytinyağı kullanımı :)

Evetttt, ilk kaka yapamama problemimizi yaşıyormuşuz meğer.. İki sabah hardal rengiyle karşılaşmayınca Can da 3 numaralı "Karnım ağrıyorrrr" mızıltısına başlayınca aradık anneanneyi ve doktorumuzu. Anneannemizin söylediği masajı yaptık. Benzer bir şey Ayşe Öner'in kitabında da var. Göbek deliğini başlangıç noktası alıp, saat yönüne spiraller yapıyorsunuz. Maalesef bizde gözle görünür fayda sağlamadı.

Doktorumuzu aradık. Su ve bir çay kaşığı zeytinyağı içirmemizi önerdi. Dedim ki "İıykk kaşıkla zeytinyağı nasıl içilir ve içirilir?" İnanamadım, Can yuttu çay kaşığı zeytinyağını!! Herhalde "Valla çok karnım ağrıyor, içeyim de kurtulayım hardallardan !" dedi.. Başka türlü nasıl içilir?

Neyse akşam üstüne doğru geldi hardallar yavru da rahatladı:)

25 Ekim 2009 Pazar

Bir garip pazar Bir dalgın anne Bir kış modu

Çok komiğim. "Yeni annelere Yedi Not" başlıklı yazı yazıp, nedense 9 madde koymuşum??? Kirazsevdası yorum yazmasa hiç fark etmeyecektim :)

Pazarımız güzeldi, teyze ile birlikte kahvaltı, sahil, Bağdat Caddesi turları yaptık, biz yorulduk, Can Cin oldu :)

Şaşılası iki durumumuz vardı bugün. Birincisi; Can bugün kaka konusunda pek ketumdu. Hiç kaka yapmadı, biraz armut suyu verdim, biraz karnına masaj, ama gelen giden yok. Gerçi sıkıntılı, ağrılı veya nazlı değildi. O yüzden çok üstünde durmadım.

İkincisi ise benim sabahtan beri düşündüğüm duruma cevap oldu. Diyordum ki Cankuş acaba şu değişen saate nasıl uyum sağlayacak? Ben her sene kafayı takar düşünürüm şu değişen saatlere. En çok da erkenden kararıp, bizi akşam moduna sokan havaya üzülürüm. 17:30'da hava kararınca ben de günü bitmiş sayıyorum.. Ama bu sene farklı olur belki.

Neyse dağıttım konuyu:) Bugün Can toplamda 4 saatlik 4 tane şekerleme yaptı. Sonuncuyu öyle güzel bir saatte yaptı ki, gece uykusuna yeni saatle 19:30'da geçti. Yani tam da rutin yatma saatinde. Dolayısı ile kendi kendine ayarladı vücut saatini :)

Bir de uzun zamandır beklediğimiz fotoğraf geldi. Artık el baş parmağımıza ek olarak ayak baş parmağımızı da emiyoruz cork cork :)) Bu nasıl bir esnekliktir diyor insan izlerken. Hele hele bu ara hantal hisseden ben zevkle seyrettim Cankuşu bugün:)

24 Ekim 2009 Cumartesi

Profil Görünümleri (Yaklaşık 500)

Bloğumuzu ziyaret edenler sanırım "Kimdir bu sadece anne..?" diyorlardır ara sıra. Ama profilimiz pek bir fikir vermiyor bu soruya yanıt olarak.. Bir kaç kelime ile dolduralım parantez içlerini..

Müzik: Pugliese..
Yemek: Maydanozlu anne köftesi
Dergi: Milliyet Sanat
Film: Miss Little Sunshine
Tatlı: Şekerpare
Mevsim: İlkbahar
İçecek: Şarap - DLC
Mekan: Ara Cafe - Taksim
Renk: Mor
Aksesuar: Küpe
Yer:Evim

:)

Yeni annelere Yedi not

Daha ben de yeni anne sayılırım. 5 ay 4 gündür anneyim. Ama olsun anneyim:)
İki yakınım hamile.Birinin doğumuna çok az kaldı.Birininki Can'la aynı ayda gelecek dünyamıza. Demin "Defne'yle Yaşamak" isimli blogda gördüğüm doğum fotoğraflarından sonra içim yine bir hoş oldu. Kendi doğum hikayemizi de yeni yazdığımdan olsa gerek, ilk günlere geri döndüm. Sonra da aklıma gelenleri döküverdim sabah sabah... Yeni annelere Yedi not yazdım..

Bir: Doğuma giderken yüzünüzden gülümseme eksik olmasın.Normal da olsa sezaryen de olsa yavrunuz onu büyük bir mutlulukla beklediğinizi bilsin.
İki: Eşinizle yarattığınız bu mucizenin en önemli ihtiyacı sevgi ve sizsiniz. Listenizde eksikler kaldıysa sakın dert etmeyin.
Üç: Eve ilk geldiğinizde çok sevmek/çok yorulmak/çok ağlamak arasında gezinmeler olacaktır. Kendinize yüklenmeyin.
Dört: Süt üretiminde ilk durak moral! Kulağınızı etraftan gelen geri bildirimlere kapatın. 9 ay boyunca birlikte olduğunuz bebeğinizi bedeninizin anlamaması mümkün mü?
Beş: Annelik evet ışıklı bir şey. Ama ilk anlarda gayet de yetersiz hissedebiliyor insan. Özellikle ilk bir hafta destek lazım, yardım istemek yetersizlik değildir...
Altı: Eşinizin de kafası karışık. Üstelik ona yol gösterecek hormonları da yok..
Yedi: Bedeniniz alışık olduğunuz formdan uzakta. Ne hamile gibi, ne hamilelik öncesi gibi.. Ama geçici bu form, beden de ruh gibi iyi bakılırsa toplar kendini..
Sekiz: Bebeğinizle ilgili beklentileriniz var mutlaka. Yavrunuzun ise o beklentilerden hiç haberi yok. O sadece kendini getirdi gelirken...
Dokuz: Rutin, düzen, tek meme, çift meme, gaz, kolik... Hepsi bir kenara, dünya üzerindeki en büyük mucizeye şahit olacaksınız bundan sonra her sabah.. Kendinizi ve doğayı selamlayın...

22 Ekim 2009 Perşembe

Mucizeye iki bilet: Son bölüm

Araya bir mim, bir de doktor kontrolü girince son bölüm biraz gecikti..

Hastabakıcımızın getirdiği sedyeye uzandım. Herkese el salladım, asansöre bindim. İşte tam bu sırada hüngür hüngür ağlamakla kahkahalarla gülmek arası bir yerlerdeydim..

Aşağıya inince anestezi uzmanı geldi, epidurali yaptı. Benim yine çeneme vurdu. 15 dakika sonra yatar vaziyette doktorumu ve BabaCan’ı bekliyordum. Önce doktorumuz geldi. Dedim “Uyuştuğumdan emin olmadan başlamayın lütfen”:) Doktorumun “Peki bakalım, kaldır bacaklarını yukarı doğru 15 cm” dediği anda, beynimin emrettiğini bacaklar yapmayınca, “Tamam” dedi, “Başlayabiliriz”.
Ben bu arada Power Türk’ü açın diye tutturdum ama herhalde 3 dakika dinledim çalan müziği zaten hatırlamıyorum şimdi ne çaldığını..

BabaCan başımda, saçımı okşuyor, bense doğumhaneyi inceliyorum, izlediğim bilimum medikal dizilere benziyor mu diye:)



Toplamda 15 dakikanın ardından duyduğum en güzel ses geldi kulaklarıma, bense oğlumla beraber hüngür hüngür ağladım. Nasıl bir duygu kokteyli anlatılmaz….



Kucağıma verdiler,verir vermez sustu yavrum..Mis gibi koku, mis gibi ten,benim oğlum, ben anne oldum..

İnsiyatif aldım..

5.ay kontrolümüzde doktorumuz boy ve kilomuz da yerinde olduğu için "Anne sütü ile devam ediyoruz" deyince BabaCan ile gözgöze geldik. Ben yavaş yavaş işe dönüyorum ve Can geceleri 23-02-04 gibi emdiği için süt stoklamak çok kolay olmuyor. Sağsam da sütler artık 180 cc içen Can'ımızın damağının kovuklarında kayboluyor :)

Biz de sorduk ne yapalım diye. Ben "ilk 6 ay anne süt"çülerden olduğumdan mamaya pek sıcak bakmıyordum. Ama doktorumuz Can'ın hem fizyolojik hem de gelişim olarak hazır olduğunu günde bir kez 160-180 cc olmak üzere devam sütü verebileceğimizi söyledi. Hatta "Kavanozlardaki meyve ve sebze pürelerini deneyebilirsiniz" dedi.

Can yaklaşık 3 haftadır ne yersek bakıyor, bardak ve tabaklara saldırıyor :) Bence yeni tatlar denemeye hazır.

İçimden hazır püre ile başlamanın çok doğru olmadığını söyleyen sesi aldım yanıma, gittik cam rende aldık. Eve gelince bir dilim armutu rendeledim. Armut suyunun biraz kıvamlı bir haline dönüştü armut dilimi. Hediye gelen kaşığımızı aldık, videoyu kurduk :)

Can muhteşem bir performans sergiledi! Bayıla bayıla götürdü armut suyunu! Tabağa saldırdı, kaşığı yutacaktı, o kadar eğlendi ki arada kahkahalar attı. Yuttukça kendine şaşırdı, ardından hemen elimi kendine çekti "bir kaşık daha" der gibi.

Nitekim anne bugün insiyatif aldı ve meyve tatması için 1 ay daha geçmesine gerek olmadığına inandı.Sebzelerden şimdilik uzak durmakta fayda var sanki. Böyle elma armut devam edelim bakalım..

Aslında feci kafam karıştı okudukça. Kimi doktor önce yoğurt demiş, kimisi meyvelerle başlatmış, kimisi sebze çorbaları vermiş. Kimisi meyveleri önce denetmeyin, tatlılar sonra demiş. Kimisi ilk 6 ay kesinlikle tatmasın bile demiş...
Bebeğe göre değişiyor sanırım.. Yine de tecrübeli annelerin ek besin deneyimlerine açığız :)

Bir de tabii 6. ayımız için doktorumuzun diyecekleri için sabretmek lazım..

5.ay kontrolümüz..

Aman aman maşallah :) 5.ay kontrolümüzün özeti bu aslında :)

Aşı olmayan muayeneleri daha çok seviyorum. Acaip keyifle gidiyorum :)
Boyumuz, kilo artışımız, motor becerilerimiz hepsi yerinde.. Psiko-sosyal gelişimimiz de iyi, ee insan daha ne ister?

Kesinlikle bir kez daha anladım ki, mutlu anne=mutlu bebek/çocuk. Aslında çok doğal olan bu zinciri unutuyorum bazen. "Sütün var mı yok mu, uyuyor mu, kilo alıyor mu" ları bir kenara ayırınca geriye kalanın keyif olması için annenin kendini iyi hissetmesi ne önemli...

Oyun yapıyor artık, ce-e yapıyor, başını boynuma gömüp saklanıyor, göz kontağı kurup kımıl kımıl bakıyor bana :)

21 Ekim 2009 Çarşamba

Mucizeye iki bilet: Doğum Hikayemiz II

Her hamilelik gibi son haftalara yaklaştıkça, “Sanki hep hamileymişim” hissi ile “E artık alalım yavruyu kucağımıza” hissi elele vermişti. 20 Mayıs’tan önceki hafta sonu BabaCan ile baş başa olacağımız son hafta sonu idi, bu yüzden BabaCan daha çok saatini evde geçiriyordu.

Bu arada normal doğum yapamayacağı fikrine alışmış olan ben, “Bari biraz doğum sancısı çekseydim” diye hayıflanıyordum. Herhalde yüksek sesle söylemiş olacağım ki, cumartesi gecesi kıpır kıpır bir şeyler olmaya başladı karnımda! !!

Önce sıklıkla gelen Braxton Hickslerden bir demettir diye düşündük. Hatta doğuma 3 gün kaldığını bilerek, tuzumuz kuru olduğundan, hevesle saat tutalım bari dedik.

Telefonun kronometresini açtım. İlk kasılma geldi. Karnım tepede top gibi oldu. Yazdık kenara. 15 dakika sonra bir kasılma daha. Yok canım dedik tesadüftür!

Sonraki beş kasılma da 10 dakikada bir olunca BabaCan ve ben kikirdeyerek ne yapacağımızı düşündük. Ama zaman ilerledikçe kasılmalar geçti, biz de rahat rahat uyuduk.

Sabah kalktık,kahvaltı ettik. Bir önceki geceyi yad ederken kasılmalar bu sefer yine 10 dakikada bir geldi! Hadi dedik artık bir doktorumuza cee diyelim. Gittik, NST’ye bağlandık. Eveeet, kasılmalar vardı ama doğumu başlatacak kadar değil. Bol su içip, dinlenmemiz salık verilerek eve yollandık. Can bizi yoklamıştı,çok sevinmiştik :)

19 Mayıs gününü tavla oynayarak, fotoğraf makinemiz ve kamera ile kayıt yaparak geçirdik. Ertesi sabah çok sevdiğimiz bir yere yolculuğa çıkıyormuş gibi hazırlandık geceden. Uyuduk –sayılır..

Sabah oldu, 05:00’da yola çıktık. Yollar boştu, arabada salsa çalıyordu. Can’ım içimdeydi, biz heyecanlıydık.

Hastaneye vardık. Bizden hemen sonra fotoğrafçımız geldi. Yatış işlemleri başladı. Görevlilere “Deniz gören odanız var mı?” diye sordum en sevimli halimle. Son hamilelik kıyağımızı da orada aldık :)



Odaya alınınca güler yüzlü bir hemşire geldi, kateteri taktı, serumu bağladı.





Ben nasıl mutluyum, herkese laf atıyorum, eşyalarımı yerleştiriyorum (Otele gidince de hep böyle yaparım). Tabii kendi ellerimizle yaptığımız doğum şekerlerimizi de dizdik :)





Ardından sevdiklerimiz geldi.
Yaklaşık 40 dakika sonra hastabakıcımız geldi, “Gidiyoruz”dedi. Gidilen en güzel yolculuk başladı..
Sonraki bölüm: O ne güzel bir sestir!

19 Ekim 2009 Pazartesi

Bloguna neden bu ismi verdin Mimi..

Aslında doğum hikayemizin ikinci bölümünü yazacaktım, ancak sevgili Özgür Anne’nin mimi geldi. İlk defa mim alıyoruz, pek sevindik :)

1-Bloguna neden bu ismi verdin?
“Günce” benim hayatımda çok önemli bir kelime. Anlamı sadece “günlük” kelimesine denk düştüğünden değil. “Günce” benim ofisimin adı. Günce, benim hayallerimin ve umutlarımın toplamı. En sağlam dostlukların üzerine kurulan iş ortaklığının adı. Günce, benim her zaman koşarak gittiğim işim. İnsanlık için değer katan hizmetler verdiğim yer. Günce bana “İstersen, dilersen yaparsın”ın karşılığı…

Bu büyülü kelimeyi diğer büyülü kelimeyle yan yana koyunca çıktı blogumun ismi de. Yoksa salt Can’ın yaşadıklarını kayıt altında tutmak değildi amacım. Şunu yedi, şu kadar uyudu, şu kadar kilo aldı değil bu blogun varlığının özü. Can büyürken eşlik edebilmek biraz. Tam yazdığım gibi mesleğimi, uzmanlığımı unutarak –elimden geldiğince- “sadece anne” olmaya çalışarak aldığım notlar. Hayatın hay huyundan unuturum sandığım, unutmaktan korktuklarım..

Mesela küçükken ablamla niyet yapıp yolda satmıştım ben:) Ya da TRT’nin çocuk korosu sınavından bir gün önce boğazım şişmişti. Küçükken -havalı Ayşegül kitaplarından esinlenip- parktaki çocuklardan bana Ayşegül demelerini istemiştim :) Bu blog da aynı bu tadı bırakmalı bende ve okuyanlarda..

2-Blog yazarken star tribiyle istediğin,olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?
Hımm, yok sanırım. Biraz sessizlik belki. Zaten bloğun başına oturunca yazmak için içim kıpır kıpır oluyor.

3-En son satın aldığın garip şey?
Nar çiçeği kırmızısı bir oje!?? Ne zaman, nasıl, nerede sürerim bilmiyorum ama şişede çok kıpır kıpır duruyordu, aldım..

4 -Şeker gibi olduğun anlar?
Yeni fikirler bulduğum, ürettiğim, tatlı bir şey yediğim zaman. Kar yağınca, güneş açınca, bir de ağaçlar baharda ilk kez çiçeklenince ben de şeker gibi oluyorum.

5-Arkadaşım artık sormayın şunları dediğin şeyler?
“Can’ın uykuları nasıl?”, “Hem uzman hem anne olmak nasıl bir şey?”, “Emiyor mu?”

6-Aynaya bakınca gördüğün?
Kendim; mutlu gözlerim, yeni kesildikleri için kabaran saçlarım :)

7-Kendini okutan blog dediğin?
Samimi, güncel, Türkçe’yi güzel kullanan, özenli.

8-Bu blog sahibi/sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?
Caddebostan sahil yolu, Göztepe Parkı, Ara Kafe Taksim.

Ben de Günün Çorbası’nı ve vakti olursa Dağlar Kızı’nı mimliyorum.

18 Ekim 2009 Pazar

Mucizeye iki bilet: Doğum Hikayemiz I

Her doğum hikayesi ayrıdır, kendine özgüdür. Aynı yemek yapmak gibi. Herkes aynı tarifi yapsa da içine aynı malzemeleri koysa, aynı ısıda pişirse de kendininkinin tadı bambaşka olur. En güzeli kendininki olur :)

Başlayalım bakalım anlatmaya..

Can’ımızın başı yukarıda olduğu için doktorumuz bence çok doğru bir anlayış ile, ne çok erken ne çok geç bir zamanda söyledi bize sezaryen olacağımı. Yakın çevrem bilir, normal doğumu çok isteyen buna gerçekten ruhsal ve bedensel olarak hazır olduğunu hisseden ben, sezaryeni ilk duyduğumda üzüldüm. Bedenime müdahale gibi gelmişti.

Hani önce dalgalar gelecekti, hani masaj yapacaktık, hani nefes çalışacaktık? Hani filmlerdeki gibi suyum gelecekti? Hani…. diye başlayan bir sürü cümleden o gece uyuyamadım. Hem biraz kırgın, hem üzgün, hem de korkmuş hissediyordum. Hastanelerle hiç ilişkisi olmamış, hayatında sadece kan vermiş, dolgu yaptırmış biri olarak sezaryen fikrine kendimi alıştırmam gerektiğini fark ettim. Açıkçası çok kolay olmadı. Ama sonradan hep iyi ki böyle olmuş dedim, ikimiz için de bunun en hayırlısı olduğunu kabul ederek..

Sezaryen olacağım 36. haftadan belliydi. Doktorum, “Doğumun planlı mı olsun, sancıları beklemek ister misin?” diye sorunca çok sevinmiştim. En azından sancıları bekleme seçeneğim vardı yani? Birden cevap veremedim. “Ben biraz düşünsem?” dedim sadece. Ancak öyle bir zaman yoktu ve normal doğum şansım hiç olmadığı için, sancılar başlasa bile sezaryen olacağım için, planlıda karar kıldık.

İkinci soru, “Genel anestezi mi? Epidural mi?” Bunda hiç düşünmedim! Hemen cevapladım “Tabii ki epidural! Oğlumu hemen koynuma alma şansımdan asla vazgeçmem!” İyi ki de öyle yapmışım. Ne muhteşem bir buluşmaydı o…

Doktorumuz ajandasını açtı; sordu: “Ne zaman olsun?”
Bir an gözlerim doldu: Oğlumun doğum tarihine karar vermek nedense büyük bir sorumluluk gibi geldi. 38. hafta bitince sezaryen yapıldığı için o haftaya baktık. “Aslında 18 Mayıs pazartesi olabilir” dedi doktorumuz önce. “Ama ertesi gün bayram olduğu için, bence bir gün daha bekleyelim” dedi. Biz de böylece 20 Mayıs’ta karar kıldık.

Bir sonraki soru: “Hangi hastane?” Hep aklımızda olan hastaneyi söyledik. O zaman dedi doktorumuz “BabaCan giremez doğuma”. "Nasıl yani??" dedik. “O hastane sezaryeni ameliyat kabul ettiği için almıyor kimseyi“ dedi (Biz bir de fotoğrafçı soktuk doğumhaneye; doktorumuz “Sana tribün yaptıracağım diye dalga geçti hep :)) ) “Ama dedim normal doğuma alıyorlar, o daha mı az hijyen gerektiriyor?”.

BabaCan’la birbirimize baktık ve o an karar verdik, hastanemizi değiştirdik.

Doktorumuz hastaneyi arayıp sezaryen için günü belirtti. Saat ise, sonrasında doktorumuzun saatleri dolu olduğu için en erken saat oldu: 07:30.
Garip hislerle geçti o gün. Hem heyecanlı biraz da gergin, kım kım…

Eve geldik, valizimizi kontrol ettik, her şeyin hayırlısı olması için dua ettik, 20 Mayıs’ı beklemeye başladık…

Sonraki bölüm: “BabaCaaaaan, kasılmalar 10 dakikada bir geliyor!

17 Ekim 2009 Cumartesi

Can çocukluğunun tadını çıkarsın :)

İsteyen üstüne mim alabilir:)Sizin yavrunuz neler yapsın?

1.Bisiklete binsin.
2.Karıncaların yuvalarının kenarlarına kırıntı bıraksın.
3.Yağmurdan biriken sularda çapada çupada yürüsün.
4.Baharda kırlarda dandik otları toplayıp bana çiçek diye getirsin:)
5.Mısır patlatırken seslerini duysun.
6."Anneeee baakkk" diye diye denizde enteresan figürler yapsın
7.Sabah kardan bembeyaz olmuş sokaklara uyansın
8.Gıdıklana gıdıklana kikirdesin
9.Buğulu pencereye minik parmakları ile bir şeyler çizsin
10.Çocuk olsun....

Şiddetten çocuklarımızı arındırmak için;

www.ikinciadim.org

Can gazete okusun..




Şimdiden başlattık:))
Hoş gazeteler ne kadar bilgilendirici, ne kadar tarafsız bilinmez ama..

15 Ekim 2009 Perşembe

Can gezmede..



Çok ilginçtir ki, bebekler ve çocuklar birbirlerine büyük ilgi duyuyorlar. Pazar gecesi yaptığımız bir ev gezmesinde arkadaşlarımızın biri 3 yaşına yakın diğeri 15aylık iki minnoşu Can'a muhteşem ilgi gösterdiler. Daha ilginci Can da onlarla kendince oynadı. Çığlıklar attı, onlara doğru yöneldi, dikkatle izledi.

Bazen bebek ve çocukların bizim anladığımızdan daha üst boyutta bir yerlerde olduklarını varsayıyorum.. Sanki kendilerine ait bir dilleri, dünyaları var. Biz onlarınkini anlayana kadar onlar bizi çözüyor, bizim dilimizi konuşmaya başlıyorlar. Can'ın kendini ortaya koyması ile oluştu bu fikir kafamda...

Yakında 5. ay kontrolüne gideceğiz. Ne çabuk 5 ay oldu bile.. Halbuki ben daha doğum hikayemizi bile yazamadım. Ama yazacağım. İnsan hamileyken hem okumak istiyor hem de kaçınıyor. Ben yazacağım - ki hamile okurların kalbi yavrularına kavuşmak için pıt pıt olsun :)

14 Ekim 2009 Çarşamba

Bir haller, bir haller...




Bir kaç gündür neler tecrübe ediyoruz nelerrrr... Can 4.5 ayı devirip 5.ayına yaklaşırken çok değişik adımlar atıyor her gün. Mesela en yakın örnekten başlayalım; dün geceden.

Dün gece babası (Uygun bir terim bulamadım bir türlü, "Babası" biraz dış kapının mandalı gibi duruyor, "Babamız" denmesini ben hiç sevmem, benim babam değil ki?, en iyisi bir isim bulmak. Ne desem? Bundan sonra canımız babadan, "BabaCan" diye bahsetmeye karar verdim :)), yani bizim BabaCan, gazete okuyordu. Gazetenin içinden de bir ek çıktı. Can bu ara çok meraklı olduğundan eline veriverdik oynasın diye. Bir elinden öbürüne çekiyor, arada çığlıklar gırla gidiyor.. Sonra fark ettik ki bu çok sağlıklı değil, elinden aldım kağıdı, anlattım "Bununla oynamayalım ben sana bunu vereyim annecim" diye. Aaa o da ne, yüzü kızardı, ıkındı, bir çığlık, ardından bir vızıltı!! dedim ki herhalde acıktı ondan mızıklıyor. Neyse deyip eline bir daha verdim kağıdı. Sonra acaba? deyip kağıdı aldığımda aynı manzara!! Üstelik ardından bir ağlama patlattı inanamadık!!! Neredeyse yarım saat sürdü sakinleştirmek! Şaka gibi..

Bugün de berdaktan meyve suyu tattırdık baba ile. Sonra bardağı uzaklaştırınca, aynı mızlama ile bardağa doğru uzandı. Aaa bir sinir, bir inat, bir ısrar.. Karakterimizin bir bölümünden haberdar olduk bu vesile ile:))

İkinci gözlem de inanılmaz. Cankuş artık emziğini çıkarıyor, bakıyor ve tekrar ağzına götürüyor. Önce yine tesadüf zannettim. Ama yok değil. Tekrar tekrar yapıyor..

Üçüncüsü ise anneannemizin bir gözlemi. Can gece uykusuna dalarken, ninni, emzik, hafif tonda konuşmam ile uyuyor. Ara sırada yüzüne yaklaşıyorum, bana dokunuyor, saçlarımı elliyor, ellerini yüzümde gezdiriyor. Aaa bugün fark ettik ki bu hafiften bir rutine dönmüş. Bana ve uyutan kişiye dokunmak için çabalıyor eller havada.. Şimdilik çok zevkli tabii hepimizin için de:), bir süre sonra biraz dikkat etmek gerekebilir..

Demem o ki, bu ara ilk defa karakteri ve bireyselliği adına ciddi ciddi ortaya koyuyor kendini. Hadi bakalım, çok heyecanlı:)

13 Ekim 2009 Salı

Dedemizden...

Bu şiiri dedemiz yorumlara yazmış, ama kıyamadım orada gizli saklı durmasına..
Paylaşalım istedim..


HAYAT BU SEVECEKSİN

Acının doruğuna bebekken ulaştın gülüm,
şimdi eteklerine
katlanacaksın.
Sarılacaksın insanlara
kucak açacaksın
onlarla yeri gelince
omuz omuza vereceksin
SEVECEKSİN
Sevmelisin bu bir ömür,
Düşeni tutacaksın.
Hayat bu insanlık bu gülüm
sen senden geçinceye değin
Gül fidanındaki dikenleri koparacaksın,
Öyle ya,gerçeğin ta kendisi
Yaşamak istiyorsan eğer,
Yaşarken yaşatacaksın..


ufuk dede den

Desteksiz mi oturdum ne?




Bu fotoğraftaki halimiz değil ama, dün annesinin kucağında Can 3 saniye kadar desteksiz oturdu :) Büyüyooooruuuzzzzzzz :))

10 Ekim 2009 Cumartesi

Ben gidersem...

Ben gidersem Can'a bunlar kalsın günün birinde...

Merhamet duygusu kalsın. Acıma değil ama.. Merhamet etsin.. Kendinden kötü durumda olanı anlayabilsin.
Paylaşsın sahip olduklarını. Hep bana hep bana demesin..
Babasının analitik düşüncesi kalsın. Sonuca atlamadan önce iyi değerlendirsin durumu..
Hayvanları, çiçekleri, baharı, yazı sevsin. Gözleri hep hayat dolu gülsün..
İşyerinde hep adil olsun, kul hakkı yemesin..
Mutlu olsun, mutlu etsin..
Kadınlara saygılı olsun, değer versin..
Sanatla ilişkisi olsun kıyıdan köşeden..
En önemlisi de (Geçen gün bir arkadaşımın ettiği dua:) )

"Kendisi olsun, Can olsun"..

6 Ekim 2009 Salı

Yılın bomba filmi: Bomçiki :)

Senaryo: Anne ("Bomçiki" kelimesinin uydurukçusu)
Yönetmen: Baba (Güldürükçü)
Başrol: Can :)

video

Doğumgününün ardından...

Bu sefer yapmadım. Her doğumgünümde uzuuun uzuuun listeler yapardım, yeni yaş gelene kadar yapılacaklar, gezilecekler, görülecekler diye.. Bitmeyen bir liste. Bu sefer basit tuttum listeyi; sağlık önce, huzur ve keyif.

Dün gece yarısı emzirmesinde Can'ı emzirdikten sonra omzuma koyduğumda, başını bana doğru çevirdi. Nefesi de yanağıma değdi. O nefes alıp verdikçe minik minik sıcak sıcak nefes aldık beraber. Sonra kafasını boynuma gömdü, derin bir nefes aldı, uyumaya devam etti. Bu mucize değil de ne?

Bu ay her davranışı daha belirgin sanki, 20'sinde 5 ay bitiyor. Daha dik oturabiliyor desteklenince, kucaktayken kafasını oradan oraya çeviriyor. Sesler, görüntüler hepsi O'nu çok heyecanlandırıyor. Dün anneanesi ile beraber dergi baktı resmen! Tabii okumaktan çok yeme amaçlı şu anda:))

Ben de uyku düzeni, emme saati, uyku süresi gibi konuları serdim iyice. Gündüzleri 4 tane kısa şekerleme yapıyor. 45 dk ila 1 saat arası. Bazen belli olmuyor, 2 saate de uzadığı oluyor.. Geceleri aynı saatte yatmaya devam. Her gece düzenli iki kere uyanırken şimdi bazen bir kere uyanıyor. Emme süreleri inanılmaz kısaldı, ama doktorumuzun dediği gibi ihtiyacı olanı alıyor. Sonra gözleri odada gezinmeye başlıyor.

Bir ay sonra katı gıdalar geliyor, şimdiden heyecanlıyız ailecek :)

5 Ekim 2009 Pazartesi

Mutlu yıllaarr baanaaaa :)






Bu doğumgünüm çok güzel, çok özel..
Bu bakışı ömre bedel..

1 Ekim 2009 Perşembe

"Bruce Willis gülüşü" :)





Babamız bu fotoğraftaki gülüşe başlıkta yer alan tanımı uygun gördüğü için, bu gülüşün adı o.

Bu ara çığlık atmayı öğrendik. Yatarken kaldırılınca tiz bir sesle bağırıyoruz. Memnuniyetten sanırım :)

İnanılmaz hareketliyiz. Dün yatakta yan dönmüş, kolunu da altında sıkışmış bulduk.. Hem komikti hem de biraz panik olduk. Bu ara bunu sık yapacak galiba.

Aaa bir de yabancılama başladı! İnanamadım, dedemizi doğumdan itibaren sık görmemize rağmen, bir alt dudak büküp beni araması var ki inanılmaz. Ama alışıyor sonra dedesine beni unutuyor :)

Çok boncuk oldu çok :)

30 Eylül 2009 Çarşamba

İşte bu aşırı uyarılma sonrası olan uyuklama hali :)






"Baba kucağı"nda :)

Denemee 1-2 see seee...

Dün bahsettiğim bloğu okurken "Yok artık ben bunu nasıl düşünemedim!" dediğim bir an oldu. Ne garip ki bazen burnumuzun dibindekini göremiyoruz, hele benim gibi burnunuz biraz büyükse :)) (Şeklen yani).

Dün bahsettiğim bloğu okurken, kısa gündüz uykuları hakkında şöyle diyordu: Bebeklerin uykuya geçmeleri ve uzun uyumaları için ince bir çizgi var. Öyle bir zaman diliminde uyumalılar ki, ne çok yorgun olmalı, ne de az uyarılmış.

Can genelde 1.5 saat civarı uyanık kalıyordu. Ben de ilk sinyalleri alınca koyuyordum yatağına. Ama bir yarım saat de yatakta geçiyordu. Gündüz uykuları da kurulmuş saat gibi 45 dakika civarıydı. Bugün, dün öğrendiğimi uygulamaya karar verdim.

Can'ı iki saat uyanık tuttum. Gerçi zaten çok zor olmadı, oyuna bayıldığı için seve seve ayık durdu. Sonrasında yatırdım. Ninni, emzik bile gerekmeden küt diye uyudu. Veeee esas bomba; aylar sonra ilk defa iki tane 1.5'ar saatlik nap yaptı.

Demek ki neymiş; kısa öğlen uykularını uzatmak için uyanık olduğu vakti uzatmak gerekiyormuş. Ama çok da değil, o zaman da uykusuzluk başlarına vuruyor..

İnce çizgi yani...

29 Eylül 2009 Salı

Evreka!!





Tüm çocuklu arkadaşlarımla en sık konuştuğumuz konu: gece uyanmaları.

Kitaplarda yazan ve hani o "3 aydan itibaren geceleri hiç uyanmayan" çocuklar bizlerin değil valla :) Aslında hiçbirimiz gece uyanmaktan şikayetçi değiliz, "sık" uyanmaktan yoruluyoruz ve birisinin bize bunun geçeceğini söylemesine ihtiyaç duyuyoruz.

Tamamen tesadüfen, ararken gördüm ki, meğerse 4. ay (yaklaşık 19 hafta deniyor), "Sleep regression" denen ; uyku alışkanlıklarında gerilemelerin yaşandığı bir dönemmiş. Geceleyin sadece 1 veya 2 kez kalkan bebekler daha sık kalkmaya, kalktıklarında da emmeye başlarmış. Büyüme atağı gibi değil tam olarak, daha özel bir durum.. Hemen hemen tüm bebeklerin alışkanlıkları bu dönemde bir nevi format atıyormuş..

Aşağıdaki adreste ayrıntıları var. Moxie bir anne ama bayağı bilgili ve sağduyulu görünüyor.

Bilince rahatladım :)

http://www.askmoxie.org/

27 Eylül 2009 Pazar

Yağmur, pazar, huzur..





Karyolanın kenarından çıkmış bir ayağın insana bu denli huzur verebileceğini anlamak için o ayağı görmek gerekiyor..

Herkesin pazarı ve yeni haftası huzurlu olsun diye paylaşıyorum bezelye parmakları :)

25 Eylül 2009 Cuma

Anneler için ihtiyaç listesi

Hani hamileyken hele hele son aylarda hepimizin elinde listeler olur. "Bebek arabası ne marka almak lazım?", "Hangi bez daha iyidir?", "Pişik kremi 3 kutu mu alsam?" ya da "8 tane tulum yeter mi?" gibi sorulardan karşılık bulan listelerin üstünü çizdikçe rahatlarız.

Halbuki internette artık excel sheetler olarak dahi yer alan "Bebek ihtiyaç listesi"ne ek olarak bir de "Anne ihtiyaç listesi" olmalı. Önü düğmeli gecelikler veya emzirme sütyenlerinden bahsetmiyorum ama, başka bir liste bu...

Bence "Anne ihtiyaç listesi"'nde yer alması gerekenler:

1.Hoşgörü ve sabır: İlk aylarda bol miktarda lazım ikisinden de.

2.Sosyal destek sistemi: Anne olur, abla olur, koca olur. Hepsi bir arada daha iyi olur.

3.Bedenle barışıklık: Bundan uzuuun süre için stoklamak lazım. Nitekim herkesin dilindeki "E canım 9 ayda aldın kiloları, 9 ayda verirsin" cümlesinden ümit bulan hiçbir anne görmedim.

4.Moral: Her anlamda lazım, koli koli alalım. Emzirmeye alışma, uykusuzluğa alışma, yeni düzeni kabullenmede çok gerekli.

5.Kendine ayıracağın 30 dakika: Bu 30 dakikalardan da her güne bir adet bile yeterli. İster yat, ister gözlerini kapa, ister oje sür, ama 30 dakikanı önceden dolabına yerleştir.

6."Amaaan bu da böyle olsun"culuk: Mükemmel olmaya ant içmiş anneler bu ürünü almayabilirler. Ben aldım kullanıyorum, çok memnunum:)

Daha uzayacak liste ama Can uyandı şimdi, siz bunları temin edin, nitekim bu listeye herkesin birşeyler ekleyeceğine eminim :)

24 Eylül 2009 Perşembe

Sonra da halkaları yakalamayı öğreniverdi :)

Can'ın olimpiyat halkaları







Bu halkalar Can'a teyzesinden geldi Amerika'dan kesin dönüş yaparken. Aslında oradaki bir arkadaşı Can'a hediye yollamış. Türkiye'de var mı bilmiyorum ama hem çok pratik; -ki biz bu halkalara herşeyi asıyoruz. Hem de birbirlerine geçirdiğimden beri aktivite halısında Can yakalama becerisini inanılmaz geliştirdi.

Can önce halkaları inceledi, tanıdı.

"Yılan Yılmaz'la Can yaramazlık yaparken yakalanmışlar" fotoğrafı :)

Can ve sınıf arkadaşı meşhur Yılan Yılmaz!!







Ne zamandır aklımdaydı!! İşte bizim meşhur Yılmaz karşısınızda :)

22 Eylül 2009 Salı

Bayrammm şekeeriiii Can :)

Heyy bu sandalye süper oldu:)

Kaptan Kirk üssünden bildiriyor :)

4 aylık halleri, bayram, yenilikler vs....

Artık 4 aylık olduk. 4 aylık olmakla birlikte yeni yeni becerilerimiz var artık. Mesela muhteşem bir kandırmaca öksürüğümüz var. Öhö öhö diye başlayan, kaale alınmazsa ciddi bir faranjit taklidine dönüşüveren bir uyarı :) "Bak kime diyorum alo, kaldırın beni buradan!" veya "Anneeee nerdessiiiinnnn?" veya "Babaaacıııım gel de güldür beni" gibi değişik anlamlara gelebiliyor, muhteşem..

Cuma günkü kontrolümüzde kilomuz ve boyumuz gayet iyi idi. Katı gıdalara gerek yok, ama dilimizle meyve tadabiliriz. Biz de hemen elma tattırdık, suratı inanılmaz bir hal aldı. Daha çok kafası karışmış gibi. "E bu süt değil?" gibisinden bir ifade..

Fizik muayenenin ardından ise doktorumuz "Hadi Can bak bakalım" deyip kalemini lambaya vurdu. Her tıkırtıya bakan Can, doktorun kalemine aldırış bile etmedi. Kalem dışındaki odada herşeye baktı! Biz de sınavdan kalmış çocuk hissi ile "Hay Allah evde herşeye bakıyor, kem küm" şeklinde savunmaya geçtik, bizi yine doktorumuz rahatlattı. Amaaaa evde yapmadığımız karın üstü kalkma hareketimizi doktor teyzemize göstere göstere yaptık. Demek ki nazı bizeymiş...

Ancak aşıdan beri biraz mızmızlık hakim bize bu ara. İnternette biraz bakınca gördüm ki 4.ay da bir dönüm noktası imiş. Biraz mızmız, bol bol emmek istiyor, sürekli oyun peşinde.. yatırmak imkansız.. Dur bakalım şimdilik aşıdan deyip geçiştiriyoruz..

Bayram kutlamalarına ise cicilerimizi giyip, bize çok sevdiğimiz yakınlarımızdan hediye gelen mama sandalyemize oturarak başladık. Sonra ise büyük babaanne, anneanne dede ve teyzoşu ziyarete gittik. Dedemiz bize ilk bayram hediyemizi ve ilk bayram harçlığımızı verdi. Anneanne ve teyzoşdan da süper hediyeler kaptıktan sonra şekerlere geldi sıra... Halbuki bilmiyor ama Cankuş zaten kendi şeker:))

Şaka maka sonbahar geldi, kış kapıda.. Ben ise yeni yeni heyecanlar içindeyim giderek.. Anne olmak zamanla daha mı zevkli oluyor ne? :)

18 Eylül 2009 Cuma

Telsizi emzirmeye çalışan anneden sonra....

Anne ve baba o akşam çok yorgundur. Baba dişlerini fırçalamak üzere banyoya doğru yönelir. Anne içerden su sesini duyar. İki dakika sonra baba gözleri kocaman olmuş, elinde diş fırçası ve bembeyazzzz diş ve dudakları ile kapıda görünür:

"Dişkçç mayjucunu yeriiyine pisjişik kreyemi sürjmüşüm!"

Anneyle baba gül gül biterler :)))

Şimdilik..

Yazdığım uyku ile ilgili ihtimaller arasından gece uyanmaların açlıktan olduğuna kanaat getirmiş bulunmaktayım. Bu nedenle de gece uyandığında emzirme kararı aldım kendi kendime. Nitekim okuduğum birçok kaynak farklı çözümler önerse de ben Can'ın sütten çok kesintsiz uykuya ihtiyacı olduğunda bunu seçeceğini biliyorum. Şimdilik gece kalkıp O'nu doyurmanın verdiği mutluluğu seçiyorum. Tracy ne derse desin, Can kendi için en iyi olanı bilir...

Bu arada yarın 4. ay doktor kontrolümüz ve aşılarımız var. Gelişimle ilgili haberler yarın. Çok konum var yazacak çok sözüm var söyleyecek. Söyleyemeden duramayacağım - bir yazımda da değinmiştim; Allah kimseye evlat acısı göstermesin, malum cinayet tekrar gündeme gelince insan kendine dönüyor, sonra da yaşananlar karşısında donuyor..

Tüm bebekleri, tüm çocukları koruyan büyük bir şemsiye hayal ediyorum bu gece..

14 Eylül 2009 Pazartesi

Çat burada çat kapı arkasında?

Cevap: Süpürge. Ama bizim için bu ara geçerli olan cevap: Can'ın gece uykuları!

Bu ara gece uykularımız sık sık bölünüyor. Genellikle iki kez uyanırken son iki haftadır bu sayı çoğunlukla 3 ve 4 civarında. 19:00 - 20:00 arası uyuyoruz güzelce.
Sonra yine genellikle ilk uyanma gece 01:00-02:00 civarı oluyor. Bazen ise ilk uyanma eğer gaz gelmişse ya da hafif uyku sırasında uykumuz dağılmışsa 23:00 civarında da oluyor. Yani kimi akşamlar uyanmalar 01:00, 03:00, 06:00 gibi giderken, kimi zaman ise 02:00, 04:00 oluyor. Bazen ise 05:00 civarı da açılıyor fıldır gözler. Ama esas sabah kalkışımız 07:00 - 07:30 arasında.
Aslında uyanmam ve tekrar dalmam 5 dakika sürdüğü için sorun değil ama sabahları bedenim sinyal veriyor; ben iyi dinlenmedim diye..
Bir de tabii okudukça karışıyor yine kafalar:
1.Bu bir büyüme atağı mıdır?
2.Yeni yeni şeyler yapıyoruz. Mesela bu sabah ayağımızı tuttuk elimizle... Yeni davranışlar kazanma döneminde gözlenen uyanmalar mıdır?
3.Sevgili Tracy'e göre gündüz tam doymadığı için midir?
4.Yoksa bu aylarda uyku düzeninde değişiklik olması zaten beklenen bir durum mudur?
5.Bu uyanmaların hepsinde emziren anne olarak yanlış mı yapıyorum? Emzikle geçiştirmek mi lazım bu uyanmaları?

müdür,mıdır, midir, mudurlar arasında gezinirken yorum, görüş, öneri, tecrübelerinizi bekliyoruz...

12 Eylül 2009 Cumartesi

Döndük dolaştık evimize geldik

Demin geldik evimize. Can 3/4 lük bir banyo yaptı, emdi, uyudu. Yarından itibaren haberler ve fotoğraflar gelecek.

Kongreye gidiş sebebimiz olan "Okullarda Şiddeti Önleme" amaçlı projemizin pilot çalışmasının başlamasına 3 hafta kaldı. Mutluyuz, heyecanlıyız.. Proje ilerledikçe ondan da ayrıntılar gelecek..

Projemizin Alman partneri sunumunda maalesef çoğu insan için; "Peace is boring - Barış sıkıcıdır" dedi. Cidden barış sağlamanın neden çatışmaktan daha zor olduğunu anlayamıyorum bazen. Diyorum ki çok büyük sektörel savaşlar dönüyor, çok büyük rantlar sağlanıyor savaşların hepsinde. Piyonlara ise olanlar oluyor..

Sezen Aksu'dan: "Bugün dua ettim hepimiz için, yüce Tanrı bizleri affetsin..."

11 Eylül 2009 Cuma

Bebekler hakkında neler öğrendim?

Dün İngiltere'de bebeklerle çalışan bir uzmanın sunumuna girdim. Çok keyifliydi, bebeklerle ilgili değişik şeyler öğrendim.

*Bebekleri renkli oyuncaklarla beslerken siyah-beyaz olanları unutmamak lazım. Mesela bir küp yapmışlar kartondan. Her yüzünde değişik siyah beyaz desenler var. Dönünce kongreden Can'a yapacağım mutlaka. Çok basit ama çok etkin.

*Can'ın küçülen çoraplarından oyuncak yapacağım. Uzmanlar çorapların içine çıngırak çanı, pirinç, hışırdayan naylon parçaları koyup çorapların ağzını dikmişler. Bayıldım bayıldım! Hepsinden ayrı bir ses çıkıyor, el yapımı ev yapımı çıngırak.

*CD'leri dönence gibi asmışlar, bebekler çok ilgileniyor. Yanar döner birşey sonuçta, süper..

Birkaç da gerçek..
*Bebeklerin beyinlerinde yeni doğduklarında kıvrım yokmuş. Her kazandıkları tecrübe ile kıvırmlar oluşuyormuş! Ne kedar çok tecrübe o kadar çok kıvrım..

*Aslında beyinlerinde yine minik odacıklar varmış doğuştan ama arada bağlantı yokmuş. Tecrübeler yine aralarda bağlantı oluşmasını sağlıyormuş. Allah'ım ne kadar önemliyiz, dikkat edelim dediklerimize yaptıklarımıza..

*3 yıl boyunca patolojik oranda ihmal edilen çocukların beyinleri diğer çocuklardan
%25 daha hafif olurmuş. İçim acıdı bunu duyunca..

*Gülümsemenin hayatta kalma ve iletişimle doğrudan bağlantısı varmış. Bebek güldükçe yetişkinlerin yüzünde oluşan ifade ile bebek daha çok ilgi aldığını fark edip daha da çok gülermiş. Böylece giderek artan bir ilgi zinciri başlarmış.

Can da tatilde büyüme ataklarına devam ediyor. Geçen hafta sürekli yaptığı püskürtme ve balon yapmanın yerini, yüksek sesle atılan çığlıklar, aynada kendine bakıp gülme, öksürük taklidi ile kendini yataktan veya arabasından aldırma aldı. Bir de birisi onu çağırınca heyecanlanıyor. Kahkahalar sıklaştı, sesler çeşitlendi. Çok boncuk çokk..

Bu arada babamız o kadar güzel ilgileniyor ki ben konferanslardayken iyi ki sütler bende diye düşünüyorum bazen :))

8 Eylül 2009 Salı

Can, anne, baba, Yılmaz ve Niyazi :)

2 gündür İzmir'deyiz. Annenin bir kongresi vardı katılması gereken, baba ve Can da gelince, ailecek İzmir'liyiz 5 gün için. Henüz kongre başlamadığından, anne baba da kurtlu olduğundan otelde güneşlenip kıvrılmak yerine kültür gezileri yapıyoruz. Dün Kuşadası'nı gezdik. Bugün de Selçuk'taki müzeyi ve Efes'i gezeceğiz. Sonra 3 gün konferansı var annenin. Baba ve Can beraber takılacaklar.
Bu arada başlıkta ismi geçen Yılmaz bizim renkli tırtıl oyuncağımızın ismi. Fotoğrafını koyacağım. İnanılmaz bakıyor , bir bana bir babaya bir de ona gülüyor bu kadar:)
Niyazi ise kırk ayağımız :) O da ikinci favori. Onu ısırabiliyoruz da hem..
İyiyiz, agulardan cümle kurmaya başladık, 4 kez kahkahasına şahit olduk. O sırada dünya durdu benim için... O kahkaha attıkça ben ağladım:) Ah şu anne hormonlarııı....
Bakışlar daha da anlamlı, gelip geçen herkese bakıyoruz, babayı takip ediyoruz odanın içinde. Kolay mı 3.5 aylık olduk..

3 Eylül 2009 Perşembe

Can için...

CAN ERİĞİ

Bir kelime buldum çın çın öter;
Adı candır.
Bir erik kopardım can dalından;
İçi can dolu,
Adı can, yaprağı can, lezzeti candır.
Bir gölge düştü önüme dedi ki:
Bir yüküm var benden ağır
Bir yüküm var beni taşır
Adı candır.

Toprak dedi ki:
Can Allahın yongasıdır
Fakat ben bir deri bir kemik
kaldım.
Bir de misafirim var adı candır.

Işık dedi ki:
Renklerden, kokulardan,
Seslerden önce koşup geldim
İnsanoğluna nur topu gibi
Bir müjde getirdim,
Adı candır.

BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU

2 Eylül 2009 Çarşamba

Diş mi çıkıyor ne?





Biliyorum daha erken ama doktorumuz Alev Hanım, 3. ay muayenesinde "Ailede erken diş çıkaran var mı?" diye sorunca şüphelerim doğrulandı. Elleri yemek tamam da salyalar nedeniyle önlüksüz gezemiyoruz artık.. Her gün yeni bir gelişme ne güzel:)
Bu arada, hoşgeldin Eylül...

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Bu sefer de sözlüklerimizden çıkanlar :)

İlk alfabeyi herkes çok sevdi. Bu seferkileri toparlamak daha zor oldu. Belki de kıyamadım liste yapmaya, oğluma haksızlık yapmayayım diye çok ince düşündüm:)

A: Alkol (Bir kadeh şaraba izin var)
B: Banyoda uzun süre (Gerçi eskiden de çok kalmazdım)
C: Cep telefonunu ilk çalışında açmak (Beklesinler…)
Ç: Çocukluğum (Artık daha da büyümüş hissediyorum)
D: Deliksiz uyku (Haksızlık etmeyeyim yine de Can’ıma)
E: Evliliğin iki kişilik hali (Üç kişiliği ne renkliymiş meğer:))
F: Fasulye (Amaan gaz yapmasın sütlere)
G: Gördüğüm ilgi (Artık pabucum dama atıldı)
H: “Hadi gidelim”ler.. (Anidenlik, spontanlık belki de)
I: Ilık süt (Süt içemiyoruuummm artııık, hamilelikte çok içtiğim için mi?)
İ: İlaçlar.. (Bazen baş ağrım için ihtiyaç duyuyorum)
K: Kafeinli her şey (Kafeinsiz olan kahve var iyi ki)
L: Liste yapmak –her türlü- (Artık hayat Can’ın akışına bağlı, boş verdim listeleri!)
M: Mağaza mağaza gezmek (Reyonların arasına bebek arabası girebileceğini de düşünsünler lütfen)
N: Nişantaşı (Çookkk uzaakk)
O: Otuz altı beden giysilerim (38’e de razıyım:))
Ö: Özgürlük (Şikayetçi miyim? Yoo, Can’la da yapıyorum birçok şeyi. Belki yürümek tek başına..)
P: Pembe renk (Kırmızı, turuncu, sarı olur da pembe olmasın)
R: Rize çayı (Demli olmasın uykular kaçmasın)
S: Sabah geç kalkmalar (Şöyle 09:00’da uyansam bir sabah)
Ş: Şekerli tatlılar (Kilo vermiyorum bari almayayım)
T: Topuklu ayakkabı (Unuttum ben onları giyme yeteneğimi sanki)
U: Uzuunn ev toparlaması (Akşamları halim olsa keşke)
Ü: Üzgün suratım (Hep gülüyorum sabahları, Can da hep gülsün)
V: Vapur sefası (Kadıköy – Beşiktaş arası, martılarla beraber)
Y: Yalnızlık (Sadece 5 dakika, sonra oğlumu özleyeceğime bahse girerim)
Z: Zaman (Geniiiişşş, geniişşş)

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Hamilelik ve Annelikte Sözlüklerimize Eklenenler :)

A: Aşk- çok değişik muhteşem bir türü..
B: Baba.. (Sevgiliden dönüşen..)
C: Ceviz (Hamilelikte bol bol yenen)
Ç: Çocuk (Bizim "çocuğumuz")
D: Devit (15 günlükken başladığımız vitamin)
E: Epidural (Can'ı doğar doğmaz görmemi sağlayan yöntem)
F: Folik asit (5 ay kullanmıştım)
G: Göbek :) (Duruyor yerli yerinde..)
H: Hapşırık & Hıçkırık (İlk bir ayda sıklıkla duyduğumuz)
I: Islak mendil (En çok tükettiğimiz)
İ: İkili test (Tüm hamilelerinki iyi çıksın)
K: Kaka (Hardal renkli olan :))
L: Lokum (Can'ın isimlerinden biri)
M: Meme (Müthiş bir bağın aracı)
N: NST (Güp güp güp güp..)
O: Oğlan (13 haftalıkken duyduğumuz sevinç dolu kelime)
Ö: Özlem (Uyurken özlüyorum.)
P: Prediktör (Hala saklıyoruz)
R: Reflü (Saçlarımız dillere destan)
S: Sezaryan (Doğum şeklimiz)
Ş: Şifa (Doğum yaptığımız hastane)
T: Tracy Hogg :) (Bizim jenerasyon bebeklerinin anneannesi)
U: Ultrason (Can'la buluşma anlarımız)
Ü: Üçlü test (Bizde gerek olmamıştı)
V: Vvuuvuuu (Can'ın çıkardığı ilk ses:) )
Y: Yastık (Hamileliğin son aylarında uykuya eşlik eden 5 varlık)
Z: Zıbın (Gelenek diye aldık ama giymedik)

28 Ağustos 2009 Cuma

Kabul etmek, affetmek, özgürleşmek…

Olup biteni, başımıza geleni, gelmeyeni, anne babamızı, çocuğumuzu, eşimizi kabul edince ve affedince özgürleştiğimizi düşündüm dün gece..

Şu sabah 05:00 emzirmelerinde nedense kafam çok çalışıyor. Aklıma bir sürü fikir geliyor. Ama yazmaya üşendiğim için bazılarını unutuyorum. Bunu unutmadım, çünkü çok önemli olduğuna inanıyorum.

Bunu ilk tevekkül kelimesinin anlamını öğrenince fark etmiştim. Aynı tevekkülde olduğu gibi, olup bitenler arasından kendine bir parantez açabiliyorsan ne ala. Gir o parantezin içine kapat kapısını..
Bende tevekkül bu demek.

Karşındakini o hali ile kabul etmek ise büyük büyük bir erdem. Hepimizin birbirimizi değiştirmeye çalıştığımızı düşünce anlaşılıyor erdemin büyüklüğü. Birisini defoları ile, hataları ile eksikleri ile kabul etmek ilk adım.

“Seni böyle kabul ediyorum” çok büyülü bir cümle.. Bunu düşünmemde Can’ın da etkisi çok tabii.. Değişen düzenine, sürprizlerine, yeniliklerine hazır olmak ve O’nu her hali ile “kabul etmek” ebeveynliğime çok şey katıyor. Çünkü Can’ı da diğer insanları da hatta durumları da kabul ettiğimde muhteşem bir rahatlama yaşıyorum. Bu da insanı çözüm odaklı yapıyor: “Peki şimdi ne olacak ? Peki şimdi ne yapabilirim?”. Kabulden kastım “Otur-bekle-ağla” stratejisi değil ama. O biraz kadercilik belki, belki de hırçınlığın pasif hali. Benim demek istediğim, kabul etmenin insana yakışan olgunluğu.

Affetmeler içinde en zoru kendini affetmek. Yaptığın, yapmadığın, kalkıştığın, düştüğün, yandığın, yanıldığın anların affı zor. Suçluluk ve pişmanlık vurgularıyla kendimize dediklerimiz hep affetmemeye dayalı. Halbuki insan önce kendini affedince kıymetli olur, kendini affedince ilerler.

Başkasını affetmek ise aslında kendini affetmekten daha kolay. Çünkü insan kendine daha zalim. İnsan kendine daha yakın. Affediverince birisini, bir şeyi, bir durumu, bir hatayı, bir kazığı, aynı kabuldeki gibi rahatlama geliyor ardından.

İşte bu rahatlamalar da özgürleşmenin ta kendisi! Kabul edince, üstüne bir de affedince nasıl ağır olur ki insanın kalbi? Özgürleşir içindeki kumrular, uçuverir, hafifler..

25 Ağustos 2009 Salı

Düzen düzen bir yere kadar...

Şimdi her çocuk farklıdır diyeceğim çok klişe olacak.. Ya da düzen dediğin zamanla oturur desem bu da doğru değil.. Büyüdükçe düzen değişir, ayak uydurmak lazım demek en doğrusu sanırım. Blogu okuyanlar bilir, zaman zaman düzen delisi oluyorum. Bazen de bir rahat bir rahat oluyorum. Ben de anlamıyorum kendimi:)

Şu anda kafama takılan neden uykuların daha hassas olduğu ve çok da derin uykuya geçemiyor olmamız. Aslında derin uykuya yatınca geçiyoruz. Ama gece 1'den sonra başlayan uyanmalar zincirine bir çözüm bulmam lazım.

Dün bahsettiğim gibi rüya öğünü verdim 23'de. Bence iyi oldu ilk uyanma 02:30'a sarktı. Yani 1 civarı uyanmadık. Diğer uyanma saati biraz enteresandı; 04:30 ?? Haydaa dedim, emdik ya 2 saat önce. Neyse yine emzirdim, herhalde ilkinde tam doymadı diye.

Şimdiki planım şundan ibaret:
1.Rüya öğününü daha da geç vereceğim, 00:00 gibi. Böylece 02:30'u daha da ileri atabilirim.
2.Yatma saatinde bence değişikliğe gerek yok, 19-20 arası uyuyoruz bu güzel.
3.Sabah da kalkma saati 6-7 arası, bu da iyi.
O zaman gece beslenmesini ayarlarsam bu iş tamam. Bir ihtimal gündüz doymuyor olması. Bu durum için de içtiğim su miktarını arttırıyorum bugün.

Bir teori de gece emzikle uyumaya alışan bebeklerin gece uyanınca kendilerini yatıştırmakta zorlanıyor olmaları. Bu bize uymuyor sanırım. Çünkü Can emzik bağımlısı değil, dalınca hemen atıyor ağzından.. Zaten haftada 2-3 gece uykusuna da emziksiz dalmasına özen gösteriyorum ki, unutmasın kendini yatıştırmayı..

Şu annelik ne garip, sürekli merak içindesin, doğru mu yapıyorum diye. Sonra da okuyorsun, daha da kafan karışıyor. Bu sefer de o karışıklığı toplamaya uğraş dur...

24 Ağustos 2009 Pazartesi

3 ay halleri...

Hımmm. Melek bebeğe sahip olmanın zor bir tarafı da var. Şöyle ki, insan alışınca melek bebeğe, düzende değişiklik olunca,"Hop, ne oluyor?" diye moraller bozuluyor biraz. Unutuyoruz ki o daha minnacık:) Çook tatlı bir sıpa :)

Dün bir yakınımız dedi ki "Can çok şımartmışsın anneyle babayı" :)) Çok doğru valla! Can'ın textbook tarafı bu ara değişince ben biraz endişelendim. Daha doğrusu, "Hay Allah nerede hata yapıyorum, ne kaçırıyoum?" moduma girdim. Allahtan baba geldi de sağduyusuyla rahatlattı beni.

Şöyle çözdük durumu: Can büyüdüğü için uyaranlara çok açık ve bazen uyaranlar O'nu çok etkileyebiliyor. Bazen ağlıyor, bazen mızlıyor. Bazen çok korkup panik oluyor. Sanırım dış dünyaya daha çok açıldığında, gelen uyaranları sindirmeye çalşıyor..

Bu arada gece uyanmalarımıza bir sefer daha eklendi. Bu akşam rüya öğünü -23-24 civarı verilen meme/mama- verip, o ek uyanmayı ortadan kaldırmayı düşünüyoruz bakalım. Deneyelim, sonuçları paylaşalım:)

Bebekler tatilde daha çabuk büyüyor




Nedenini bilmiyorum. Ama Can gerçekten tatilde boy attı, kilo aldı:) Bu fotoğrafta görüldüğü gibi yanaklarımız da güneşten pembeleşti gölgede bile olsak. Tatil O'na da bize de yaradı. Bakalım, 2 hafta sonra İzmir'e gideceğiz, orası da bize böyle yarar umarım :)

Amasya son durak..





Amasya'da Yeşilırmak üzerinde kaldık. Güzeldi, keyifliydi. Ama şehir tarihi alanlar üzerine derme çatma yapıldığı için biraz kötü kullanılmış resim malzemesi gibi gözüktü bana..

Bebek yatağımız bile vardı.. :)




Otellere gitmeden önce bebek yatağınız var mı diye sormuştuk, bu gelen turuncu yatağı çok sevdik:) Mutlaka sormak lazım. Amasya'daki model biraz derindi ve kullanamadık, kendimiz yastıklarla yatağı destekledik.