28 Ekim 2009 Çarşamba

Hoooppp bunları da emebiliyorum artık:))

Leziz parmaklar :))



Aaaa burada da parmaklar varmış, hiç fark etmemişim bunca zamandır!!

27 Ekim 2009 Salı

Dahili ve harici zeytinyağı kullanımı :)

Evetttt, ilk kaka yapamama problemimizi yaşıyormuşuz meğer.. İki sabah hardal rengiyle karşılaşmayınca Can da 3 numaralı "Karnım ağrıyorrrr" mızıltısına başlayınca aradık anneanneyi ve doktorumuzu. Anneannemizin söylediği masajı yaptık. Benzer bir şey Ayşe Öner'in kitabında da var. Göbek deliğini başlangıç noktası alıp, saat yönüne spiraller yapıyorsunuz. Maalesef bizde gözle görünür fayda sağlamadı.

Doktorumuzu aradık. Su ve bir çay kaşığı zeytinyağı içirmemizi önerdi. Dedim ki "İıykk kaşıkla zeytinyağı nasıl içilir ve içirilir?" İnanamadım, Can yuttu çay kaşığı zeytinyağını!! Herhalde "Valla çok karnım ağrıyor, içeyim de kurtulayım hardallardan !" dedi.. Başka türlü nasıl içilir?

Neyse akşam üstüne doğru geldi hardallar yavru da rahatladı:)

25 Ekim 2009 Pazar

Bir garip pazar Bir dalgın anne Bir kış modu

Çok komiğim. "Yeni annelere Yedi Not" başlıklı yazı yazıp, nedense 9 madde koymuşum??? Kirazsevdası yorum yazmasa hiç fark etmeyecektim :)

Pazarımız güzeldi, teyze ile birlikte kahvaltı, sahil, Bağdat Caddesi turları yaptık, biz yorulduk, Can Cin oldu :)

Şaşılası iki durumumuz vardı bugün. Birincisi; Can bugün kaka konusunda pek ketumdu. Hiç kaka yapmadı, biraz armut suyu verdim, biraz karnına masaj, ama gelen giden yok. Gerçi sıkıntılı, ağrılı veya nazlı değildi. O yüzden çok üstünde durmadım.

İkincisi ise benim sabahtan beri düşündüğüm duruma cevap oldu. Diyordum ki Cankuş acaba şu değişen saate nasıl uyum sağlayacak? Ben her sene kafayı takar düşünürüm şu değişen saatlere. En çok da erkenden kararıp, bizi akşam moduna sokan havaya üzülürüm. 17:30'da hava kararınca ben de günü bitmiş sayıyorum.. Ama bu sene farklı olur belki.

Neyse dağıttım konuyu:) Bugün Can toplamda 4 saatlik 4 tane şekerleme yaptı. Sonuncuyu öyle güzel bir saatte yaptı ki, gece uykusuna yeni saatle 19:30'da geçti. Yani tam da rutin yatma saatinde. Dolayısı ile kendi kendine ayarladı vücut saatini :)

Bir de uzun zamandır beklediğimiz fotoğraf geldi. Artık el baş parmağımıza ek olarak ayak baş parmağımızı da emiyoruz cork cork :)) Bu nasıl bir esnekliktir diyor insan izlerken. Hele hele bu ara hantal hisseden ben zevkle seyrettim Cankuşu bugün:)

24 Ekim 2009 Cumartesi

Profil Görünümleri (Yaklaşık 500)

Bloğumuzu ziyaret edenler sanırım "Kimdir bu sadece anne..?" diyorlardır ara sıra. Ama profilimiz pek bir fikir vermiyor bu soruya yanıt olarak.. Bir kaç kelime ile dolduralım parantez içlerini..

Müzik: Pugliese..
Yemek: Maydanozlu anne köftesi
Dergi: Milliyet Sanat
Film: Miss Little Sunshine
Tatlı: Şekerpare
Mevsim: İlkbahar
İçecek: Şarap - DLC
Mekan: Ara Cafe - Taksim
Renk: Mor
Aksesuar: Küpe
Yer:Evim

:)

Yeni annelere Yedi not

Daha ben de yeni anne sayılırım. 5 ay 4 gündür anneyim. Ama olsun anneyim:)
İki yakınım hamile.Birinin doğumuna çok az kaldı.Birininki Can'la aynı ayda gelecek dünyamıza. Demin "Defne'yle Yaşamak" isimli blogda gördüğüm doğum fotoğraflarından sonra içim yine bir hoş oldu. Kendi doğum hikayemizi de yeni yazdığımdan olsa gerek, ilk günlere geri döndüm. Sonra da aklıma gelenleri döküverdim sabah sabah... Yeni annelere Yedi not yazdım..

Bir: Doğuma giderken yüzünüzden gülümseme eksik olmasın.Normal da olsa sezaryen de olsa yavrunuz onu büyük bir mutlulukla beklediğinizi bilsin.
İki: Eşinizle yarattığınız bu mucizenin en önemli ihtiyacı sevgi ve sizsiniz. Listenizde eksikler kaldıysa sakın dert etmeyin.
Üç: Eve ilk geldiğinizde çok sevmek/çok yorulmak/çok ağlamak arasında gezinmeler olacaktır. Kendinize yüklenmeyin.
Dört: Süt üretiminde ilk durak moral! Kulağınızı etraftan gelen geri bildirimlere kapatın. 9 ay boyunca birlikte olduğunuz bebeğinizi bedeninizin anlamaması mümkün mü?
Beş: Annelik evet ışıklı bir şey. Ama ilk anlarda gayet de yetersiz hissedebiliyor insan. Özellikle ilk bir hafta destek lazım, yardım istemek yetersizlik değildir...
Altı: Eşinizin de kafası karışık. Üstelik ona yol gösterecek hormonları da yok..
Yedi: Bedeniniz alışık olduğunuz formdan uzakta. Ne hamile gibi, ne hamilelik öncesi gibi.. Ama geçici bu form, beden de ruh gibi iyi bakılırsa toplar kendini..
Sekiz: Bebeğinizle ilgili beklentileriniz var mutlaka. Yavrunuzun ise o beklentilerden hiç haberi yok. O sadece kendini getirdi gelirken...
Dokuz: Rutin, düzen, tek meme, çift meme, gaz, kolik... Hepsi bir kenara, dünya üzerindeki en büyük mucizeye şahit olacaksınız bundan sonra her sabah.. Kendinizi ve doğayı selamlayın...

22 Ekim 2009 Perşembe

Mucizeye iki bilet: Son bölüm

Araya bir mim, bir de doktor kontrolü girince son bölüm biraz gecikti..

Hastabakıcımızın getirdiği sedyeye uzandım. Herkese el salladım, asansöre bindim. İşte tam bu sırada hüngür hüngür ağlamakla kahkahalarla gülmek arası bir yerlerdeydim..

Aşağıya inince anestezi uzmanı geldi, epidurali yaptı. Benim yine çeneme vurdu. 15 dakika sonra yatar vaziyette doktorumu ve BabaCan’ı bekliyordum. Önce doktorumuz geldi. Dedim “Uyuştuğumdan emin olmadan başlamayın lütfen”:) Doktorumun “Peki bakalım, kaldır bacaklarını yukarı doğru 15 cm” dediği anda, beynimin emrettiğini bacaklar yapmayınca, “Tamam” dedi, “Başlayabiliriz”.
Ben bu arada Power Türk’ü açın diye tutturdum ama herhalde 3 dakika dinledim çalan müziği zaten hatırlamıyorum şimdi ne çaldığını..

BabaCan başımda, saçımı okşuyor, bense doğumhaneyi inceliyorum, izlediğim bilimum medikal dizilere benziyor mu diye:)



Toplamda 15 dakikanın ardından duyduğum en güzel ses geldi kulaklarıma, bense oğlumla beraber hüngür hüngür ağladım. Nasıl bir duygu kokteyli anlatılmaz….



Kucağıma verdiler,verir vermez sustu yavrum..Mis gibi koku, mis gibi ten,benim oğlum, ben anne oldum..

İnsiyatif aldım..

5.ay kontrolümüzde doktorumuz boy ve kilomuz da yerinde olduğu için "Anne sütü ile devam ediyoruz" deyince BabaCan ile gözgöze geldik. Ben yavaş yavaş işe dönüyorum ve Can geceleri 23-02-04 gibi emdiği için süt stoklamak çok kolay olmuyor. Sağsam da sütler artık 180 cc içen Can'ımızın damağının kovuklarında kayboluyor :)

Biz de sorduk ne yapalım diye. Ben "ilk 6 ay anne süt"çülerden olduğumdan mamaya pek sıcak bakmıyordum. Ama doktorumuz Can'ın hem fizyolojik hem de gelişim olarak hazır olduğunu günde bir kez 160-180 cc olmak üzere devam sütü verebileceğimizi söyledi. Hatta "Kavanozlardaki meyve ve sebze pürelerini deneyebilirsiniz" dedi.

Can yaklaşık 3 haftadır ne yersek bakıyor, bardak ve tabaklara saldırıyor :) Bence yeni tatlar denemeye hazır.

İçimden hazır püre ile başlamanın çok doğru olmadığını söyleyen sesi aldım yanıma, gittik cam rende aldık. Eve gelince bir dilim armutu rendeledim. Armut suyunun biraz kıvamlı bir haline dönüştü armut dilimi. Hediye gelen kaşığımızı aldık, videoyu kurduk :)

Can muhteşem bir performans sergiledi! Bayıla bayıla götürdü armut suyunu! Tabağa saldırdı, kaşığı yutacaktı, o kadar eğlendi ki arada kahkahalar attı. Yuttukça kendine şaşırdı, ardından hemen elimi kendine çekti "bir kaşık daha" der gibi.

Nitekim anne bugün insiyatif aldı ve meyve tatması için 1 ay daha geçmesine gerek olmadığına inandı.Sebzelerden şimdilik uzak durmakta fayda var sanki. Böyle elma armut devam edelim bakalım..

Aslında feci kafam karıştı okudukça. Kimi doktor önce yoğurt demiş, kimisi meyvelerle başlatmış, kimisi sebze çorbaları vermiş. Kimisi meyveleri önce denetmeyin, tatlılar sonra demiş. Kimisi ilk 6 ay kesinlikle tatmasın bile demiş...
Bebeğe göre değişiyor sanırım.. Yine de tecrübeli annelerin ek besin deneyimlerine açığız :)

Bir de tabii 6. ayımız için doktorumuzun diyecekleri için sabretmek lazım..

5.ay kontrolümüz..

Aman aman maşallah :) 5.ay kontrolümüzün özeti bu aslında :)

Aşı olmayan muayeneleri daha çok seviyorum. Acaip keyifle gidiyorum :)
Boyumuz, kilo artışımız, motor becerilerimiz hepsi yerinde.. Psiko-sosyal gelişimimiz de iyi, ee insan daha ne ister?

Kesinlikle bir kez daha anladım ki, mutlu anne=mutlu bebek/çocuk. Aslında çok doğal olan bu zinciri unutuyorum bazen. "Sütün var mı yok mu, uyuyor mu, kilo alıyor mu" ları bir kenara ayırınca geriye kalanın keyif olması için annenin kendini iyi hissetmesi ne önemli...

Oyun yapıyor artık, ce-e yapıyor, başını boynuma gömüp saklanıyor, göz kontağı kurup kımıl kımıl bakıyor bana :)

21 Ekim 2009 Çarşamba

Mucizeye iki bilet: Doğum Hikayemiz II

Her hamilelik gibi son haftalara yaklaştıkça, “Sanki hep hamileymişim” hissi ile “E artık alalım yavruyu kucağımıza” hissi elele vermişti. 20 Mayıs’tan önceki hafta sonu BabaCan ile baş başa olacağımız son hafta sonu idi, bu yüzden BabaCan daha çok saatini evde geçiriyordu.

Bu arada normal doğum yapamayacağı fikrine alışmış olan ben, “Bari biraz doğum sancısı çekseydim” diye hayıflanıyordum. Herhalde yüksek sesle söylemiş olacağım ki, cumartesi gecesi kıpır kıpır bir şeyler olmaya başladı karnımda! !!

Önce sıklıkla gelen Braxton Hickslerden bir demettir diye düşündük. Hatta doğuma 3 gün kaldığını bilerek, tuzumuz kuru olduğundan, hevesle saat tutalım bari dedik.

Telefonun kronometresini açtım. İlk kasılma geldi. Karnım tepede top gibi oldu. Yazdık kenara. 15 dakika sonra bir kasılma daha. Yok canım dedik tesadüftür!

Sonraki beş kasılma da 10 dakikada bir olunca BabaCan ve ben kikirdeyerek ne yapacağımızı düşündük. Ama zaman ilerledikçe kasılmalar geçti, biz de rahat rahat uyuduk.

Sabah kalktık,kahvaltı ettik. Bir önceki geceyi yad ederken kasılmalar bu sefer yine 10 dakikada bir geldi! Hadi dedik artık bir doktorumuza cee diyelim. Gittik, NST’ye bağlandık. Eveeet, kasılmalar vardı ama doğumu başlatacak kadar değil. Bol su içip, dinlenmemiz salık verilerek eve yollandık. Can bizi yoklamıştı,çok sevinmiştik :)

19 Mayıs gününü tavla oynayarak, fotoğraf makinemiz ve kamera ile kayıt yaparak geçirdik. Ertesi sabah çok sevdiğimiz bir yere yolculuğa çıkıyormuş gibi hazırlandık geceden. Uyuduk –sayılır..

Sabah oldu, 05:00’da yola çıktık. Yollar boştu, arabada salsa çalıyordu. Can’ım içimdeydi, biz heyecanlıydık.

Hastaneye vardık. Bizden hemen sonra fotoğrafçımız geldi. Yatış işlemleri başladı. Görevlilere “Deniz gören odanız var mı?” diye sordum en sevimli halimle. Son hamilelik kıyağımızı da orada aldık :)



Odaya alınınca güler yüzlü bir hemşire geldi, kateteri taktı, serumu bağladı.





Ben nasıl mutluyum, herkese laf atıyorum, eşyalarımı yerleştiriyorum (Otele gidince de hep böyle yaparım). Tabii kendi ellerimizle yaptığımız doğum şekerlerimizi de dizdik :)





Ardından sevdiklerimiz geldi.
Yaklaşık 40 dakika sonra hastabakıcımız geldi, “Gidiyoruz”dedi. Gidilen en güzel yolculuk başladı..
Sonraki bölüm: O ne güzel bir sestir!

19 Ekim 2009 Pazartesi

Bloguna neden bu ismi verdin Mimi..

Aslında doğum hikayemizin ikinci bölümünü yazacaktım, ancak sevgili Özgür Anne’nin mimi geldi. İlk defa mim alıyoruz, pek sevindik :)

1-Bloguna neden bu ismi verdin?
“Günce” benim hayatımda çok önemli bir kelime. Anlamı sadece “günlük” kelimesine denk düştüğünden değil. “Günce” benim ofisimin adı. Günce, benim hayallerimin ve umutlarımın toplamı. En sağlam dostlukların üzerine kurulan iş ortaklığının adı. Günce, benim her zaman koşarak gittiğim işim. İnsanlık için değer katan hizmetler verdiğim yer. Günce bana “İstersen, dilersen yaparsın”ın karşılığı…

Bu büyülü kelimeyi diğer büyülü kelimeyle yan yana koyunca çıktı blogumun ismi de. Yoksa salt Can’ın yaşadıklarını kayıt altında tutmak değildi amacım. Şunu yedi, şu kadar uyudu, şu kadar kilo aldı değil bu blogun varlığının özü. Can büyürken eşlik edebilmek biraz. Tam yazdığım gibi mesleğimi, uzmanlığımı unutarak –elimden geldiğince- “sadece anne” olmaya çalışarak aldığım notlar. Hayatın hay huyundan unuturum sandığım, unutmaktan korktuklarım..

Mesela küçükken ablamla niyet yapıp yolda satmıştım ben:) Ya da TRT’nin çocuk korosu sınavından bir gün önce boğazım şişmişti. Küçükken -havalı Ayşegül kitaplarından esinlenip- parktaki çocuklardan bana Ayşegül demelerini istemiştim :) Bu blog da aynı bu tadı bırakmalı bende ve okuyanlarda..

2-Blog yazarken star tribiyle istediğin,olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?
Hımm, yok sanırım. Biraz sessizlik belki. Zaten bloğun başına oturunca yazmak için içim kıpır kıpır oluyor.

3-En son satın aldığın garip şey?
Nar çiçeği kırmızısı bir oje!?? Ne zaman, nasıl, nerede sürerim bilmiyorum ama şişede çok kıpır kıpır duruyordu, aldım..

4 -Şeker gibi olduğun anlar?
Yeni fikirler bulduğum, ürettiğim, tatlı bir şey yediğim zaman. Kar yağınca, güneş açınca, bir de ağaçlar baharda ilk kez çiçeklenince ben de şeker gibi oluyorum.

5-Arkadaşım artık sormayın şunları dediğin şeyler?
“Can’ın uykuları nasıl?”, “Hem uzman hem anne olmak nasıl bir şey?”, “Emiyor mu?”

6-Aynaya bakınca gördüğün?
Kendim; mutlu gözlerim, yeni kesildikleri için kabaran saçlarım :)

7-Kendini okutan blog dediğin?
Samimi, güncel, Türkçe’yi güzel kullanan, özenli.

8-Bu blog sahibi/sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?
Caddebostan sahil yolu, Göztepe Parkı, Ara Kafe Taksim.

Ben de Günün Çorbası’nı ve vakti olursa Dağlar Kızı’nı mimliyorum.

18 Ekim 2009 Pazar

Mucizeye iki bilet: Doğum Hikayemiz I

Her doğum hikayesi ayrıdır, kendine özgüdür. Aynı yemek yapmak gibi. Herkes aynı tarifi yapsa da içine aynı malzemeleri koysa, aynı ısıda pişirse de kendininkinin tadı bambaşka olur. En güzeli kendininki olur :)

Başlayalım bakalım anlatmaya..

Can’ımızın başı yukarıda olduğu için doktorumuz bence çok doğru bir anlayış ile, ne çok erken ne çok geç bir zamanda söyledi bize sezaryen olacağımı. Yakın çevrem bilir, normal doğumu çok isteyen buna gerçekten ruhsal ve bedensel olarak hazır olduğunu hisseden ben, sezaryeni ilk duyduğumda üzüldüm. Bedenime müdahale gibi gelmişti.

Hani önce dalgalar gelecekti, hani masaj yapacaktık, hani nefes çalışacaktık? Hani filmlerdeki gibi suyum gelecekti? Hani…. diye başlayan bir sürü cümleden o gece uyuyamadım. Hem biraz kırgın, hem üzgün, hem de korkmuş hissediyordum. Hastanelerle hiç ilişkisi olmamış, hayatında sadece kan vermiş, dolgu yaptırmış biri olarak sezaryen fikrine kendimi alıştırmam gerektiğini fark ettim. Açıkçası çok kolay olmadı. Ama sonradan hep iyi ki böyle olmuş dedim, ikimiz için de bunun en hayırlısı olduğunu kabul ederek..

Sezaryen olacağım 36. haftadan belliydi. Doktorum, “Doğumun planlı mı olsun, sancıları beklemek ister misin?” diye sorunca çok sevinmiştim. En azından sancıları bekleme seçeneğim vardı yani? Birden cevap veremedim. “Ben biraz düşünsem?” dedim sadece. Ancak öyle bir zaman yoktu ve normal doğum şansım hiç olmadığı için, sancılar başlasa bile sezaryen olacağım için, planlıda karar kıldık.

İkinci soru, “Genel anestezi mi? Epidural mi?” Bunda hiç düşünmedim! Hemen cevapladım “Tabii ki epidural! Oğlumu hemen koynuma alma şansımdan asla vazgeçmem!” İyi ki de öyle yapmışım. Ne muhteşem bir buluşmaydı o…

Doktorumuz ajandasını açtı; sordu: “Ne zaman olsun?”
Bir an gözlerim doldu: Oğlumun doğum tarihine karar vermek nedense büyük bir sorumluluk gibi geldi. 38. hafta bitince sezaryen yapıldığı için o haftaya baktık. “Aslında 18 Mayıs pazartesi olabilir” dedi doktorumuz önce. “Ama ertesi gün bayram olduğu için, bence bir gün daha bekleyelim” dedi. Biz de böylece 20 Mayıs’ta karar kıldık.

Bir sonraki soru: “Hangi hastane?” Hep aklımızda olan hastaneyi söyledik. O zaman dedi doktorumuz “BabaCan giremez doğuma”. "Nasıl yani??" dedik. “O hastane sezaryeni ameliyat kabul ettiği için almıyor kimseyi“ dedi (Biz bir de fotoğrafçı soktuk doğumhaneye; doktorumuz “Sana tribün yaptıracağım diye dalga geçti hep :)) ) “Ama dedim normal doğuma alıyorlar, o daha mı az hijyen gerektiriyor?”.

BabaCan’la birbirimize baktık ve o an karar verdik, hastanemizi değiştirdik.

Doktorumuz hastaneyi arayıp sezaryen için günü belirtti. Saat ise, sonrasında doktorumuzun saatleri dolu olduğu için en erken saat oldu: 07:30.
Garip hislerle geçti o gün. Hem heyecanlı biraz da gergin, kım kım…

Eve geldik, valizimizi kontrol ettik, her şeyin hayırlısı olması için dua ettik, 20 Mayıs’ı beklemeye başladık…

Sonraki bölüm: “BabaCaaaaan, kasılmalar 10 dakikada bir geliyor!

17 Ekim 2009 Cumartesi

Can çocukluğunun tadını çıkarsın :)

İsteyen üstüne mim alabilir:)Sizin yavrunuz neler yapsın?

1.Bisiklete binsin.
2.Karıncaların yuvalarının kenarlarına kırıntı bıraksın.
3.Yağmurdan biriken sularda çapada çupada yürüsün.
4.Baharda kırlarda dandik otları toplayıp bana çiçek diye getirsin:)
5.Mısır patlatırken seslerini duysun.
6."Anneeee baakkk" diye diye denizde enteresan figürler yapsın
7.Sabah kardan bembeyaz olmuş sokaklara uyansın
8.Gıdıklana gıdıklana kikirdesin
9.Buğulu pencereye minik parmakları ile bir şeyler çizsin
10.Çocuk olsun....

Şiddetten çocuklarımızı arındırmak için;

www.ikinciadim.org

Can gazete okusun..




Şimdiden başlattık:))
Hoş gazeteler ne kadar bilgilendirici, ne kadar tarafsız bilinmez ama..

15 Ekim 2009 Perşembe

Can gezmede..



Çok ilginçtir ki, bebekler ve çocuklar birbirlerine büyük ilgi duyuyorlar. Pazar gecesi yaptığımız bir ev gezmesinde arkadaşlarımızın biri 3 yaşına yakın diğeri 15aylık iki minnoşu Can'a muhteşem ilgi gösterdiler. Daha ilginci Can da onlarla kendince oynadı. Çığlıklar attı, onlara doğru yöneldi, dikkatle izledi.

Bazen bebek ve çocukların bizim anladığımızdan daha üst boyutta bir yerlerde olduklarını varsayıyorum.. Sanki kendilerine ait bir dilleri, dünyaları var. Biz onlarınkini anlayana kadar onlar bizi çözüyor, bizim dilimizi konuşmaya başlıyorlar. Can'ın kendini ortaya koyması ile oluştu bu fikir kafamda...

Yakında 5. ay kontrolüne gideceğiz. Ne çabuk 5 ay oldu bile.. Halbuki ben daha doğum hikayemizi bile yazamadım. Ama yazacağım. İnsan hamileyken hem okumak istiyor hem de kaçınıyor. Ben yazacağım - ki hamile okurların kalbi yavrularına kavuşmak için pıt pıt olsun :)

14 Ekim 2009 Çarşamba

Bir haller, bir haller...




Bir kaç gündür neler tecrübe ediyoruz nelerrrr... Can 4.5 ayı devirip 5.ayına yaklaşırken çok değişik adımlar atıyor her gün. Mesela en yakın örnekten başlayalım; dün geceden.

Dün gece babası (Uygun bir terim bulamadım bir türlü, "Babası" biraz dış kapının mandalı gibi duruyor, "Babamız" denmesini ben hiç sevmem, benim babam değil ki?, en iyisi bir isim bulmak. Ne desem? Bundan sonra canımız babadan, "BabaCan" diye bahsetmeye karar verdim :)), yani bizim BabaCan, gazete okuyordu. Gazetenin içinden de bir ek çıktı. Can bu ara çok meraklı olduğundan eline veriverdik oynasın diye. Bir elinden öbürüne çekiyor, arada çığlıklar gırla gidiyor.. Sonra fark ettik ki bu çok sağlıklı değil, elinden aldım kağıdı, anlattım "Bununla oynamayalım ben sana bunu vereyim annecim" diye. Aaa o da ne, yüzü kızardı, ıkındı, bir çığlık, ardından bir vızıltı!! dedim ki herhalde acıktı ondan mızıklıyor. Neyse deyip eline bir daha verdim kağıdı. Sonra acaba? deyip kağıdı aldığımda aynı manzara!! Üstelik ardından bir ağlama patlattı inanamadık!!! Neredeyse yarım saat sürdü sakinleştirmek! Şaka gibi..

Bugün de berdaktan meyve suyu tattırdık baba ile. Sonra bardağı uzaklaştırınca, aynı mızlama ile bardağa doğru uzandı. Aaa bir sinir, bir inat, bir ısrar.. Karakterimizin bir bölümünden haberdar olduk bu vesile ile:))

İkinci gözlem de inanılmaz. Cankuş artık emziğini çıkarıyor, bakıyor ve tekrar ağzına götürüyor. Önce yine tesadüf zannettim. Ama yok değil. Tekrar tekrar yapıyor..

Üçüncüsü ise anneannemizin bir gözlemi. Can gece uykusuna dalarken, ninni, emzik, hafif tonda konuşmam ile uyuyor. Ara sırada yüzüne yaklaşıyorum, bana dokunuyor, saçlarımı elliyor, ellerini yüzümde gezdiriyor. Aaa bugün fark ettik ki bu hafiften bir rutine dönmüş. Bana ve uyutan kişiye dokunmak için çabalıyor eller havada.. Şimdilik çok zevkli tabii hepimizin için de:), bir süre sonra biraz dikkat etmek gerekebilir..

Demem o ki, bu ara ilk defa karakteri ve bireyselliği adına ciddi ciddi ortaya koyuyor kendini. Hadi bakalım, çok heyecanlı:)

13 Ekim 2009 Salı

Dedemizden...

Bu şiiri dedemiz yorumlara yazmış, ama kıyamadım orada gizli saklı durmasına..
Paylaşalım istedim..


HAYAT BU SEVECEKSİN

Acının doruğuna bebekken ulaştın gülüm,
şimdi eteklerine
katlanacaksın.
Sarılacaksın insanlara
kucak açacaksın
onlarla yeri gelince
omuz omuza vereceksin
SEVECEKSİN
Sevmelisin bu bir ömür,
Düşeni tutacaksın.
Hayat bu insanlık bu gülüm
sen senden geçinceye değin
Gül fidanındaki dikenleri koparacaksın,
Öyle ya,gerçeğin ta kendisi
Yaşamak istiyorsan eğer,
Yaşarken yaşatacaksın..


ufuk dede den

Desteksiz mi oturdum ne?




Bu fotoğraftaki halimiz değil ama, dün annesinin kucağında Can 3 saniye kadar desteksiz oturdu :) Büyüyooooruuuzzzzzzz :))

10 Ekim 2009 Cumartesi

Ben gidersem...

Ben gidersem Can'a bunlar kalsın günün birinde...

Merhamet duygusu kalsın. Acıma değil ama.. Merhamet etsin.. Kendinden kötü durumda olanı anlayabilsin.
Paylaşsın sahip olduklarını. Hep bana hep bana demesin..
Babasının analitik düşüncesi kalsın. Sonuca atlamadan önce iyi değerlendirsin durumu..
Hayvanları, çiçekleri, baharı, yazı sevsin. Gözleri hep hayat dolu gülsün..
İşyerinde hep adil olsun, kul hakkı yemesin..
Mutlu olsun, mutlu etsin..
Kadınlara saygılı olsun, değer versin..
Sanatla ilişkisi olsun kıyıdan köşeden..
En önemlisi de (Geçen gün bir arkadaşımın ettiği dua:) )

"Kendisi olsun, Can olsun"..

6 Ekim 2009 Salı

Yılın bomba filmi: Bomçiki :)

Senaryo: Anne ("Bomçiki" kelimesinin uydurukçusu)
Yönetmen: Baba (Güldürükçü)
Başrol: Can :)

video

Doğumgününün ardından...

Bu sefer yapmadım. Her doğumgünümde uzuuun uzuuun listeler yapardım, yeni yaş gelene kadar yapılacaklar, gezilecekler, görülecekler diye.. Bitmeyen bir liste. Bu sefer basit tuttum listeyi; sağlık önce, huzur ve keyif.

Dün gece yarısı emzirmesinde Can'ı emzirdikten sonra omzuma koyduğumda, başını bana doğru çevirdi. Nefesi de yanağıma değdi. O nefes alıp verdikçe minik minik sıcak sıcak nefes aldık beraber. Sonra kafasını boynuma gömdü, derin bir nefes aldı, uyumaya devam etti. Bu mucize değil de ne?

Bu ay her davranışı daha belirgin sanki, 20'sinde 5 ay bitiyor. Daha dik oturabiliyor desteklenince, kucaktayken kafasını oradan oraya çeviriyor. Sesler, görüntüler hepsi O'nu çok heyecanlandırıyor. Dün anneanesi ile beraber dergi baktı resmen! Tabii okumaktan çok yeme amaçlı şu anda:))

Ben de uyku düzeni, emme saati, uyku süresi gibi konuları serdim iyice. Gündüzleri 4 tane kısa şekerleme yapıyor. 45 dk ila 1 saat arası. Bazen belli olmuyor, 2 saate de uzadığı oluyor.. Geceleri aynı saatte yatmaya devam. Her gece düzenli iki kere uyanırken şimdi bazen bir kere uyanıyor. Emme süreleri inanılmaz kısaldı, ama doktorumuzun dediği gibi ihtiyacı olanı alıyor. Sonra gözleri odada gezinmeye başlıyor.

Bir ay sonra katı gıdalar geliyor, şimdiden heyecanlıyız ailecek :)

5 Ekim 2009 Pazartesi

Mutlu yıllaarr baanaaaa :)






Bu doğumgünüm çok güzel, çok özel..
Bu bakışı ömre bedel..

1 Ekim 2009 Perşembe

"Bruce Willis gülüşü" :)





Babamız bu fotoğraftaki gülüşe başlıkta yer alan tanımı uygun gördüğü için, bu gülüşün adı o.

Bu ara çığlık atmayı öğrendik. Yatarken kaldırılınca tiz bir sesle bağırıyoruz. Memnuniyetten sanırım :)

İnanılmaz hareketliyiz. Dün yatakta yan dönmüş, kolunu da altında sıkışmış bulduk.. Hem komikti hem de biraz panik olduk. Bu ara bunu sık yapacak galiba.

Aaa bir de yabancılama başladı! İnanamadım, dedemizi doğumdan itibaren sık görmemize rağmen, bir alt dudak büküp beni araması var ki inanılmaz. Ama alışıyor sonra dedesine beni unutuyor :)

Çok boncuk oldu çok :)